İçeriğe geç

Bu ma’nâda gençken ihtiyarlamış çok kimseler bulunduğu gibi, ihtiyarlığında gençliğini muhafaza eden aşk ve heyecan âbidesi pek çok kimseler de gösterilebilir. Arzu ve hevesatın iç ve dış bütün duyguları esareti altına aldığı nice gençler vardır ki, teni batmanlar geldiği hâlde, kâlp ve kafası tartıya giremeyecek kadar değersizdir. İşte, hiçbir zaman parçasına hâkim olamamış bu çeşit kimselere genç diyemediğimiz gibi, hayatının her anında iradesinin bütün ağırlığıyla zamanın üzerine çullanmış ve onu, deveyi yeder gibi yedmiş yaşlılara da ihtiyar diyemeyiz.

İstanbul surları önünde yüz senenin dertlerini yüzünde çizgi çizgi taşıyan Peygamber mihmandarı çok genç, Abdurrahman-ı Gafikî’nin ölümüyle herşeyin bittiğini sanan ve silâhını atıp kaçan asker çok ihtiyardı. Büyük zaferin verdiği gururu zafer dönüşü izbede yatmakla kıran, cihan hükümdarı Kanunî gençlerden genç, bu örfhaneye bir çanak ekşi çorba ile katılan zafer sarhoşu askercik, ihtiyarlardan daha ihtiyardı.

O hâlde gençlik, îmânın vüs’ati, aşkın payansızlığına mahsus heyecanla insanın kendini bulması ve ölümsüzlüğe ulaşmasıyla oluyor.

Çocukluğu ellerde oyuncak, gençliği ihtirasların zebunu, ihtiyarlığı serserilerin maskarası insanlar, hiç bir zaman gençliklerini yaşamamış kem talihlilerdir.

Fani şeyleri aşamayanlar, bütün zaman ve mekânlarıyla dar bir dairede boğulanlar gençlik iradesinden mahrum bir kısım sefillerdir.

İradelerini göklere merdiven yapanlar, kafalarını ayaklarının altına alıp kâlb dünyalarına samanyolları arasında yer arayanlar, Cennet güzelliklerinin, huri cilvelerinin gönül gıcıklayıcılığına meyletmemiş zinde kuvvetler ve genç nesillerdir. Artık nereden dünyevî güzeller ve güzellikler onlara kement olacak ve nereden dünya onların kadehlerini boşluğa boşaltacak?

Rayete meylederiz kamet-i dilcu yerine. Tuğa dil bağlamışız kâkûl-i hoş-bû yerine.

110