adına tabiî bir önlemdir. Başta da ifade edildiği gibi herkes her şeyi doğru anlayıp gerektiği gibi yorumlayamayabilir. Bu yüzden sadece iyi niyetle değil aynı zamanda bilgi ve araştırma ile de yol almak gerekir. Kimi toplumlar, sizin müesseselerinizde eğitim almış kişilerin gelecekte kendi ülkelerinin entelektüelleri olarak oranın kaderi hakkında söz sahibi olmalarını istemezler. Onlara, “Bir kültür geldi. Bize ait bütün değerleri sildi, süpürdü, götürdü ve bunların yerine kendi değerlerini ikame etti. Hem de bunu bizim neslimizle yaptı.” dedirtmemek gerekir. Dolayısıyla oralarda bulunan insanların yetiştirilmesinde çok hassas davranmalı ve endişeye meydan vermemelidir. Zaten bizim temel prensibimiz nedir? Bir yere gittiğimizde, bize ait güzellikleri insanlara anlatarak sevdirip paylaşmak, aynı zamanda oranın güzelliklerini de alıp kendi değerlerimizi zenginleştirmek. Bu suretle, tüm insanlığın değerlerini bir potada eriterek herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir evrensel insani değerler manzumesi meydana getirebiliriz.Makul ve stratejik hareket ederken kendinizden, kendi değerlerinizden de taviz vermemelisiniz. Başkasını tutup kaldırayım dediğiniz yerde kendinizin de ayakta kalmasını sağlamalısınız. Bir kişi, bataklığa düşmüş boğulmak üzere olan birini kurtarmak için iyice düşünmeden, planlamadan acele ile tedbirsiz atlarsa ne düşeni kurtarabilir ne de kendini.Konuya güzel bir örnek de şudur: Allah, Enfal sûresinin 65. âyetinde inanmış, sabır kuvvetiyle donanmış ideal bir mümin topluluğunda bir kişinin on kişiye bedel olduğunu beyan ettikten sonra 66. âyette, insani realiteyi nazara vererek stratejinin bire iki şeklinde belirlenmesini hükme bağlamıştır. Demek ki böyle bir güç dengesinin bulunmadığı bir yerde kahramanlık adına mücadeleye girişmek doğru değildir. Siz bir avuç insanla güçlü bir ordunun üzerine yürürseniz, öldüğünüzle kalmış olursunuz. Ne kendinize ne de korumak için savaşa giriştiğiniz kimselere bir faydanız olur. Yapılan fedakârlıkların bir hedefi olmalıdır; bu da