İçeriğe geç
“Nur istiyoruz, hüzme hüzme nur gönderiyorsun; Yandık diyoruz, üzerimize çağlayanlar salıyorsun.. Esiyor hep bir ezelî nefha ruhumuzda O tufanla bu nevbahar arasında Nimet üstüne nimet yağıyor göklerden İnandım, kalacak yerlerin altındaki esnâm ebediyen.”

Mağara-Ashab Münasebeti

İlâhî dinlerin hemen hepsinin, yayılma sürecinde bir mağara dönemi vardır. Mağara dönemi derken, o dinlere sahip çıkan insanların çevrelerinden görmüş oldukları tazyik karşısında ya da başka sebeplerle içtimaî hayattan tecerrüt ederek, mağaraya sığınmalarını ve belli bir müddet ömürlerini halvethanelerde geçirmelerini kastediyorum. Yalnız bu umumi tarihî tekerrürden Sahabe-i kirâmı müstesna tutmak icap edecek.

Mağara, insanın ilâhi ihsanlarla dolması, gelecekte yapacağı ilâhî rıza boyutlu güzel hizmetler için hazırlanmaktan ibaretse, bu yönüyle o, şarz olma ve metafizik gerilim adına aktif bir bekleyiş, anahtar bir kavramdır. Ashab-ı kiram efendilerimize gelince onlar, mağaraya sığınma lüzumunu duymamışlardır. Onlara Erkam b. Ebi’l-Erkam’ın evi, bahsini ettiğimiz enerjiyi toplamaları için yetmiştir. Demek ki, başlangıçta diğer semavî dinlere sahip çıkan insanlarda sahabe ölçüsünde bir kıvam yoktu veya o kıvamı yakalayabilmek için bir mağara dönemini yaşamışlardı.

Öfkenin Böylesi

18