Konuyla alâkalı Kur’ân-ı Kerim’de birkaç yerde kapalı, bir-iki yerde de sarih olarak Cenab-ı Hakk Efendimiz’e meâlen şöyle seslenir: ‘Şu sana inen Kur’ân’a inanmıyorlar diye neredeyse kendini bitirip tüketeceksin..’ Demek ki sancıları O’nu kıvrım kıvrım hale getirmişti ki, Allah (cc) O’nu ta’dil ediyordu. İşte Peygamber bu denli insanlık buudluydu.. ve duyguları şöyleydi: İnsanlık yaşamayacaksa benim yaşamamın da bir anlamı yok. İnsanlık huzur içinde değilse benim huzurlu olmamın da bir mâ’nası yok… İşte Peygamberâne ızdırabın çerçevesi!
Bediüzzaman Hazretleri’ne soruyorlar: ‘Evlenmeyi hiç düşünmediniz mi?’ Cevap veriyor: ‘Ümmetin derdi beni aşıyor, kendimi düşünmeye vakit bulamadım.’ Zaten Van Kalesi’nden ayağı kayıp düştüğü esnada, ‘Da’vam!’ diye haykıran bir insandan, başka türlü bir anlayış da beklenemez.
Ben bir trafik kazası yaptığımda, arabamda teyp çalışıyordu. Tehlikeyi görünce önce ‘Allah!’ diye bağırmışım ve teyp bu sesi kaydetmiş. O bantı bir arkadaşıma verdim. Daha sonra Bediüzzaman’ın ‘Da’vam!’ deyişiyle benim ‘Allah!’ deyişim arasındaki farkı değerlendirdim. Kendime âit ifadenin ne kadar bencil ve hodbince olduğunu gördüm. Gerçekten da’vâsına dilbeste olmuş bir insan kendi kurtuluşunu hedefleyip ‘Allah’ diye bağırmıyor da ‘Da’vam!’ diye haykırıyor. Kaderini bütünüyle insanlığın kaderine bağlamış ve kendini bu istikamette programlamış bir yüce ruh, bir yüce kamet.. evet, işte ızdırap insanının portresi!.. ve işte onun talebelerinden birinin ruh haleti: ‘Eğer ızdıraptan dolayı bir kalp duracaksa, bir genç imânsız öldü haberi karşısında o kalbin, atom zerreleri adedince parçalanması gerekir.’ Bence ızdırabın bir tarifi de işte böyle bir sözün temsilcisi olabilmek..