İçeriğe geç

Görülen odur ki, büyüklere hürmet hususunda istenen ölçüde duyarlı değiliz. Ama sol cephe bunu çok iyi becermektedir. her biri sürekli, birer riya heykeli insanları şişirip, büyüten ve toplumu onlara karşı saygılı davranmaya zorlayan çalışma içindedir. Evet, lise mektebi kültürünü dahi hazmedememiş nice yazar, çizerlerin toplumumuzun gündemini yönlendirmesinde onların bu davranışının çok büyük bir rolü olduğu inkâr edilemez. Bizler ise, ülkemizin yetiştirdiği nice deha çapındaki kimseleri, kısır bir anlayışın mahkûmu etmişizdir. Onlar içtimaî platformda veya başka sahalarda ne kadar ilerlemiş ve ne derece zirveleşmiş olurlarsa olsunlar, bizim yanımızda hep ‘dünkü’ durumlarında kalmışlardır. ‘Bizim Ali, bizim Ahmet’ evet, nedense bunlar, bir türlü ‘Ahmet Bey, Ali Bey’ olamamışlardır!..

Hayır, bu davranış doğru değildir. İnsanları verimli hâle getiren biraz da onların çevreleridir. İçimizden yetişen ve hakikaten saygı duyulması gereken bu insanlara ‘dünleri’ adesesinden bakmak ve onları hâlâ çocuk görmek, bana biraz çocuksu gelmekte. Hatta buna çobanca bir davranış demek bile mümkündür. Nice büyükler, bizim bu çobanca davranışlarımız arasında bir sürgün hayatı yaşayıp ömür tüketmişlerdir. Eğer onların toplum içinde daha faydalı, daha verimli olmalarını arzu ediyorsak, büyüklerimize gereken hürmeti göstermeli ve onların israf olup gitmelerine meydan vermemeliyiz. Evet, ‘marifetin, biraz da iltifata tâbi olduğu’ gerçeğini unutmamalıyız. Bunları söylüyorum ama yine de unutkanlığın bizde müzmin bir hastalık olduğunun şuurundayım.

170