İçeriğe geç

Anlattığınız ya da anlatacağınız dinî değer yargıları ve millî meziyetlerin, tarihin belirli dilimlerinde yaşanmış olduğunu gösteremiyorsanız bunlar bazılarına ütopya gibi görünebilir. Siz, bu değerlerin yaşandığını ve yaşanabildiğini beli misallerle gösterme mecburiyetindesiniz.

Daha yakın zamana kadar, yaşanıp yaşanılamayacağı hususunda bizim bile kalbimizde-kafamızda bir hayli tereddüt vardı ve kendi kendimize, “Bu olaylar belki yaşanmıştır; ama ihtimal dünya bunları bir kere görmüştür. Bir daha görmesi ve hele yaşanabilmesi çok zor; hatta biraz da ütopik görünmektedir.” fikri, bir genel hastalık gibi yaygındı. Ne var ki, Allah’ı, Peygamberi tanıyan, Yüce Yaratıcı ve O’nun Nebisi’ni oldukça seven gençleri görünce, artık yürekten inanıyoruz ki, sahabe gibi bir topluluk bundan sonra da yaşayabilir. Zaten, nassların bize verdiği işaret ve bişaretler çerçevesinde Resûl-i Ekrem’in “Garipler” diye tavsif buyurduğu19 sahabeye benzer bir topluluğun yaşayıp, din-i mübîn-i İslâm’ı evc-i kemale çıkaracağına da inancımız tamdır.

Âyât-ı tekviniyeye ıttılâınız derecesinde, kalbinizdeki takva, Allah’a duyduğunuz sevgi, saygı, mescid, mâbed ve benzeri şeâire gösterdiğiniz hürmet davranışları, çocuğun nazarında büyük mukaddes âbideler hâlinde görünmeye başlar ve bütün bunlar onu Allah’ın huzuruna davetin birer ifadesi olurlar. Burada yeri gelmişken Yahya Kemal’in bu mevzudaki şâyân-ı takdir şu mısralarını hatırlatmak istiyoruz:

Emr-i bülendsin ey ezan-ı Muhammedî, Kâfi değil sadâna cihan-ı Muhammedî. Sultan Selîm-i Evvel’i râm etmeyip ecel, Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî.20 Gök nûra gark olur nice yüz bin minareden, Şehbal açınca ruh-ı revan-i Muhammedî Ervah cümleten görür Allahu ekber’i Aks eyleyince arşa lisân-ı Muhammedî.
93