İçeriğe geç

Tarihî devr-i dâimler açısından son asra girerken, kulaklarımızda “tın tın”: “Din pozitivizme yenik düştü –tersi dönmüş çarpık düşünceler öyle görüyordu– ruh ve mânâ, materyalizm karşısında nakavt oldu.. atom her şeyin esası..” ve “varlık bütünüyle madde endeksli” gibi ipe-sapa gelmeyen mırıltılarla girdik. O günlerde henüz enerji mefhumu tam bilinmediği için cüz-i lâyetecezzâ (atom), “küllî-i lâyüs’el” (sorgulanmaz bir tam) gibi kabul ediliyordu. Ne var ki, daha yirminci asrın yarısına gelinmemişti ki; maddecilik, ilk sürpriz darbeyi kendi içindeki cinlerden yedi ve sarsıldı. Evet o, özündeki kuvvet (enerji) düşüncesiyle çarpıştı ve ona yenik düştü. Gerçi, o günlerde enerji henüz kendine ait derinlikleriyle bilinmiyordu ama, belli ölçüde yaptığı işlerle kendini hissettirmeye ve diş göstermeye başlamıştı. Evet, fizik enerjiyi değil, onun yaptığı şeyleri biliyor ve onu, bir cisim ve cisimler sisteminin hâiz olduğu mekanik işler hâsıl etme kabiliyeti olarak tanıyordu. Bu kadarcık tanıyordu ve bu kabiliyetin ne olduğunu, umumî keyfiyet ve hususiyetlerini hiç mi hiç bilmiyordu.

10