İçeriğe geç

Varlık, her zaman bir değişim ve tekâmül süreci içinde bulunduğuna göre –biz bu tekâmülü, evolüsyoncuların anladığı mânâda bir değişim ve dönüşüm şeklinde düşünmüyoruz– bizim varlık ve hâdiselerin dışında kalmamız, kendi kendimizi her şeyden tecrit etmemiz mânâsına gelir ki, bu da kâinatın dönen dolaplarıyla müsademe etmek demektir. Aslında kâinattaki bu yenileşme ve gelişme esprisini kavramadan ne hilkati, ne insanoğlunun misyonunu, ne de insan gerçeğini anlamak kabil değildir.

Bu âlemde sürekli, cansızlar hayata koşar.. hayat şuur ve idrake yürür.. karanlık-ışık tenavübü bir devr-i dâim içinde döner durur.. ve her şey birbiri üzerinde basamaklaşarak gider bir mârifet ufku teşkil eder.. evet, büyük-küçük bütün ırmak ve çayların akıp denizlere ulaşması misali, eşya ve hâdiseler de tıpkı bir çağlayan gibi hiç durmadan sonsuza akar.. ve ummana ulaşmak için hep başını taştan taşa vurarak koşar; koşar ve her şeyin, hepimizin gaye-i hayali sayılan biricik hedefe ermeye çalışır. Bizim de, böyle iktidar ve mukavemetimizi aşan bir gayret ve hamleyle, şuur ve irade destekli böyle bir çağlayana kendimizi salarak geleceğe akmamız lâzım. Aksine varlık ve hayat kendi tekâmül vetirelerini yaşarken, yürüyen merdivenlere uygun binilmediğinde ve dönen kapılar usulünce geçilmediğinde başa gelen şeyler gibi, kâinattaki umumî ahenge tevfikî hareket edilmeden gerçekleştirilmek istenen her teşebbüsün de, “oluşum, gelişim” ve tekamülden bir tekme yiyerek bir kenara itilmesi mukadderdir.

Biz, mübarek bir dönemde kendi tekamülümüz adına, Batı da kendi Rönesansı hesabına, insanoğlunun birkaç bin senelik bilgi birikimini değerlendirerek, yukarıda temel dinamiklerini arz etmeye çalıştığımız esaslar muvacehesinde biz de onlar da belli noktalara ulaştık ve belli bir yere geldik.

209