O, toplum bünyesinde, mukavemetin, iradenin, ruhî güç, ruhî sistemin en büyük düşmanıdır ve milletimiz için AIDS virüsünden daha tehlikelidir. Onun benliğinde, kötü duygu, kötü düşünce sürekli galeyandadır. O her zaman doyma bilmeyen bir kin ve nefret duygusuna, bir karanlık görme, karanlık düşünme hastalığına müptelâdır ve ihtimal ki, bu hastalığının çaresi de yoktur.
Onun dostluğuna kat’iyen güven olmaz; öyle ki, iyilik yaparken bile içine az da olsa kötülük bulaştırmayı ihmal etmez. Severken ısırabilir, okşarken canınızı yakabilir. Ona bir şey anlatmak mümkün mü, değil mi bilemeyeceğim; ama böyle bir şeye teşebbüs edenlerin peygamberâne bir azim içinde bulunmaları şarttır.
Milletlere zaman zaman musallat olan bu virüs, inançsızlıkla, ihtirasla, şehvetle, şöhretle beslenir. Bu yollarla duygulara, düşüncelere bulaştıktan sonra, kurbanlarının elini-ayağını, dilini-dudağını, gözünü-kulağını tesiri altına alır ve onlara her istediğini yaptırır.
Her zaman azınlıkta olan, fakat tahribin engin avantajlarını değerlendirdiğinden dolayı güçlü görünen bu anarşiste karşı “pes” etmemek lâzım. Pes etmek bir yana, o mutlaka yakın takibe alınmalı ve toplum bünyesinde onun öldürdüğü, söndürdüğü kesimlere sürekli hayat üflenmeli, aydınlatılmalı ve rehabilitasyon uygulanmalıdır. Evet, inanç ve ümit üflenerek, ilim ve mârifet pompalanarak, düşünce ve muhakeme kazandırılarak mutlaka bir ruhî rehabilitasyondan geçirilmelidir.!
Kudsîler de en az anarşist kadar, hatta onun da önünde ve tabiî, insanlığı, sevgisi, aşkı, müsamahası ve temsil zenginliğiyle hayatın her biriminde bulunmalıdır ki, toplum anarşi virüsüne karşı yalnız bırakılmamış olsun. Zaten, her zaman Allah diyen, sevgi diyen, şefkat diyen ve iradesini Sonsuz’un iradesiyle bütünleştiren hak erlerinin başka türlü olmaları da düşünülemez.