Şayet ona da çizgi denecekse, hayatlarını bu çizgide sürdürenler, sürdürüp bu acayip hürriyet mülâhazasıyla (!) bu yüzsüzler yolunu yol kabul edenler, ahlâk ve faziletin yerine, hayatın “dinamo”su deyip cinsiyeti yerleştirdiler. Ne acıdır ki, bunu planlayıp gerçekleştirenlerin yüzlerinde, en küçük bir hayâ emaresine rastlamak da mümkün olmadı. Kim bilir, böylelerinin karanlık dünyasında, daha ne değerlerin altüst olduğunu görecek ve ürpereceğiz! İlhadla yaygınlaşan bunalımlar, Allah’la irtibatsızlıktan kaynaklanan tatminsizlikler, bedenî ve cismanî hayatın öne çıkmasıyla meydana gelen türlü türlü illetler –adlarına temas etmeyi hayâ anlayışımla telif edemediğim için bilhassa bu illetleri tasrih etmedim– uyuşturucu ağına yakalanmış nesillerdeki inkırazlar.. bohemleştirilen gençlik, otel sakinlerinden farksız hale getirilen aile, anarşiye açık yığınlar –gerçekleşmesin inşâallah– ufukta görülen bu olumsuzlukların sadece birkaçı…
Eğer hürriyetin, bu kabil yanlış yorumlara açık mânâlandırılmasından vazgeçilmez ve onun suiistimal edilmesine karşı gerçek çerçevesi belirlenmezse, milletçe daha çok kurbanlar verir ve ruhî erozyonlara maruz kalarak kat’iyen belimizi doğrultamayız. Bu ölçüsüz serbesti, yakın bir gelecekte genç nesillerin iflâhını şimdi olduğundan da fazla keseceği gibi, onları bunalımdan bunalıma atacak ve inkırazlara sürükleyecektir.
Bizden evvel de dünyanın değişik yörelerinde, böyle ser-âzadlar hürriyeti yaşandı; ama levsiyatı görülünce hemen çaresine bakıldı. Bir zaman ömürlerini hürriyet rüyalarıyla geçiren A. Comte’lar, E. Renan’lar, C. Maurrus’lar bu aşırı ve çılgın hürriyet telakkisinin bir kısım insanî değerleri tahrip etmesi ve kendi aleyhinde işlemesi karşısında âdeta birer hürriyet düşmanı kesildiler. Bunların ilk hallerinin ifrat olduğunda şüphe yoktu.. ve tabiî son durumları itibarıyla da gidip tefritin en korkuncuna saplandılar.