Bu evlerden bazıları her zaman bir mektep, bir medrese, bir mâbed gibi gürül gürüldü.. ve bu ucundan bakınca, âdeta öbür ucundaki huriler, gılmanlar görünür gibi olurdu. Onların içinde her ses ve soluk, tedailerin sırlı vâridâtıyla bir tomurcuk gibi yaprak yaprak açıldıkça kendimizi, ışığın, rengin, desenin en görülmedik, en duyulmadıklarıyla karşı karşıya gelmiş hisseder ve büyülenirdik.
Bu evlerden bazıları, şurasında-burasındaki yanıkları, zaman ve hâdiselerin sağında-solunda meydana getirdiği yara izleri, yüzündeki tekallüsleri ve çok eskilere dayanan mazi işveli stiliyle tehaccür etmiş bir tarih gibi karşımıza dikilir, bize ne hikâyeler ne hikâyeler anlatırdı.
Bunlardan bazıları, analarımızın ferâcelerinin, o masumlardan masum ve saygı telkin eden iffet televvünlü konum ve çizgileriyle daha gözlerimize çarpar çarpmaz, içimize vakar ve mehabetle akar, ruhlarımıza temkin üflerdi.
Bazıları da, gül, çiçek, kavuniçi, karanfil gibi tatlı renkleriyle, âdeta, sakinlerinin, güzellik, derinlik, zarafet, incelik ve olgunluğunun dışa aksetmiş işaret ve remzi gibi görünürdü.