Her zaman vicdanlarımızda sessiz sessiz duran ve daha Cennete girmeden gönüllerimize, firdevsî zevkler hâlinde akıp gelen rahmet ve nimet dünyasının değişik dalga boyundaki bütün televvünleri, O’nun, her an, keyfiyetler üstü ve kemmiyetleri aşan değerdeki teveccüh ve iltifatlarındandır. Eğer O’nun, insanlara karşı bu nazar ve teveccühü olmasaydı, bizlerin kasap dükkânındaki etlerden ne farkımız olurdu ki! Yeryüzünü köpüren denizlerle, kabaran buharlarla, damla damla arzın bağrına inen yağmurlarla ve çağıl çağıl akıp giden ırmaklarla hayata mazhar edip şenlendirdiği gibi, insanî melekelerimizi ve gönül dünyalarımızı da, tecellî baharlarıyla rahmet elinden gelen vâridât ve esintilerle ihyâ eden ve sonsuza açık tutan yine O’dur.
Taşı toprakla, toprağı-suyu mini mini canlılarla buluşturan, buluşturup dört bir yanı Cennet bahçelerine çeviren O; etten-kemikten, kandan-irinden var ettiği bir cismi, meleklerle, melekûtla, ruhanîlerle buluşturup tanıştıran, yarıştıran O’dur. O’dur ki, mezbeleliklere açık dehlizlerden firdevslere, firdevslerden de Hak cemalini müşâhedeye yollar açmış, demire ve kömüre elmas olma yollarını göstermiştir.
Ey taşı-toprağı hayata ulaştıran, ey şeytanlığa açık ruhları lütfedip meleklerle buluşturan Rahmet Sultanı! Bizlere, bizi aşan istidatlar ve o istidatlarda inkişaflar ver; Seni bilmez kömür ruhlara da ya elmas olma yolunu göster veya hadlerini bildir!