İçeriğe geç

O, “Tevekkeltü alallah” diyerek ateşlere atılmış.. akla-hayale gelmedik sıkıntılara katlanmış.. yurdunu-yuvasını terk ederek başka coğrafyalara hicret etmiş.. hicretini yeni muhataplar peşinden koşarak değerlendirmiş.. Ken’an ili, Mekke-i Mükerreme ve Filistin arasında gelgitleriyle âdeta bir tevhid dantelası örgülemeye çalışmış.. mü’minlerin mihrabı ve Sidretü’l-Müntehâ’nın izdüşümü Beytullah’ı, yerle bir edildikten sonra tekrar inşa ederek arkadan geleceklere armağan etmiş.. bu zirvedeki işle –Hazreti İsmail’le beraber– meşgul olurken bile kendiyle yüzleşerek ve bu yüzleşmeyi Hakk’a niyaza çevirerek, hiçbir iş yapmamış bir insan tavrıyla, “Ey Rab! Beni de neslimi de namazı devamlı ve gereğince eda eden kullarından eyle; –Bu ifadede edip eylediklerini nisyana gömdüğü açık– Rabbim, duamı kabul buyur. Beni, annemi, babamı –Bu, o babaya dua yasağı gelmeden idi– ve bütün mü’minleri hesap gününe yürürken mağfiretinle serfirâz kıl.”46 demiş inlemiş.. büyüklüğüne ve hullet-i tâmmeye mazhariyetine bakmamış, baktırılmamış ve hep bir sıradanlık tavrı içinde bulunmuştu.

60