Hulleti, varlığın Hazreti Vücûd-u Sübhânî karşısında bir gölge, bir tecelli tayfı şeklinde duyulması, bir maiyyet-i hususiyeye erme, bir enîs ü celîs olma şeklinde de anlayanlar olmuştur ki, o ufuktaki biri düşünürken O’nu düşünür; konuşurken hep O’nu dillendirir; “sevgi” ve “sevgili” derken hayal dünyasında “bî kem u keyf” O tüllenir; eşya ve hâdiselere bakınca ef’âlden âsârına yürür.. âsâr mirsadıyla esmâyı hecelemeye durur.. esmâ teleskoplarıyla sıfât-ı sübhâniyeyi temaşa merakına takılır.. sonra da “Zât-ı Baht” der ve inler. Onun nazarında bütün varlık O’nu işaretleyen, O’ndan bir name; bütün sesler ve sözler de O’nu mırıldanan birer nağmedir. Onun düşünce dünyasında eşya ve hâdiseler fasih birer lisan ve bu lisanların nağmeleri de hep “Hû”dur. Evet, bir şairimizin de ifade ettiği gibi her nesnede O’na delâlet eden ne emareler ne emareler vardır:
O, o aşkın idrak ve basiretiyle sürekli bir maiyyet ve ünsiyet sermestîsi yaşar ve bir daha da o ufuktan ayrılmayı asla düşünmez.