İçeriğe geç

Havf hissi, recâ iz’ânıyla, Hak’la münasebeti adına kendini konumlandırdığı yerin hakkını eda edememiş olma tavrıyla o yüksek “akrabü’l-mukarrabîn” kâmet-i bâlâ yörünge değiştirerek, âdeta, “Ubudiyet, netice-i nimet-i sabıkadır.”72 düşüncesiyle ilâhî lütuflar sağanağını bir kere daha nazara alarak şükürle gürlemeye duruyor.. ve şükran kapısı eşiğine yüz sürerek, Hakk’ın “lâyü’ad ve lâyühsâ” nimetlerine mukabil dil-dudak latîfe-i rabbâniyenin emrinde, hamd ü senâ nağmeleriyle gürlüyor:

“Allahım! Peşi peşine sağanak sağanak idrak ufkumun üzerine boşalan o engin eltâfına ne diyeceğimi bilemiyorum.. fazl u kerem kaynaklı Senin utûfe-i sübhâniyen karşısında dilim tutuluyor ve diyeceklerimi diyemez hâle geliyorum. Senin çağlayanlar gibi akıp gelen, liyâkatimi çok çok aşkın özel lütuflarınıوَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ ‘Saymaya kalksanız sayamazsınız ilâhi nimetleri!’73adesesiyle temaşaya aldığımda bir şey diyememe acziyle kırılıyor kolum-kanadım ve iki büklüm oluyorum… Evet, Senin o hususi atıyyelerin karşısında hamd ü senâmın yetersizliğiyle iç içe hicaplar yaşıyorum. İmanla gerçek dirilişe erişim.. İslâm’la dergâh-ı sübhâniyene yönelişim.. boynumda kulluk tasması, başım kerem ve ikram eşiğinde.. elim re’fet ve utûfet kapısının tokmağında, كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ ‘Bunların hepsi Senden.’74 diyor, şükürle gerilime geçiyorum. Ne var ki Sana karşı bu şükür hissi de yine Senden. Zira ne zaman Sana şükretsem bu da Senin ayrı bir lütfun olması itibarıyla –şükürler sâlih dairesiyle– Sana hiçbir zaman hamd ü senamı tamam olarak yerine getiremeyeceğim.”

108