İrşad yolunda koşturanlar, bilhassa âli bir heyet içinde yer alıyorlarsa, işledikleri günahlar, hatta iffet ve sadakatlerine dokunacak küçük hatalar bile içinde bulundukları heyetin bütününü mahcup duruma düşürebilir. Çünkü böyle bir heyet, tıpkı bir vücut gibidir. Onun herhangi bir uzvuna çamur sıçradığında, netice itibarıyla bütün bünye bundan rahatsızlık duyar. Dolayısıyla, paçasına çamur sıçrayan bir insan, “Yüzüme, elime, gözüme sıçramadığı için bir mahzuru yok.” diyemez. Aynı şekilde herhangi bir camiaya mensup olup gözünü, kulağını, elini, ayağını, dilini kontrol edemeyen, meşru dairedeki zevk ve lezzetlerle iktifa etmeyerek, kenarından köşesinden bile olsa, gayri meşru daire etrafında gezen bir kişinin, “Ben, topuktum, ayaktım, dizdim… Bana sıçrayan levsiyattan başkalarına bir zarar gelmez sandım.” demesi kabul edilemez.
Bu açıdan hakka hizmet yolunda koşturanlara düşen vazife, üzerlerine çamur sıçratmama konusunda fevkalâde hassas yaşamak, hep tertemiz kalmaya dikkat etmek; yerken içerken, otururken kalkarken, el, ayak, dil ve göz gibi uzuvlarını kullanırken hep iffet dairesi içinde kalmaktır. Hak ve hakikate tercüman olmaya çalışan hakiki bir mürşid, iffet mevzuunda ellerini kaldırıp çok rahat, “Allah’ım! Eğer Senin sevmediğin bir şeye göz dikecek, kulak kabartacaksam, canımı al!” diyecek kadar mefkûresine sadık kalmalı, kararlı durmalı, yiğitçe davranmalı ve asla İslâm’ın çehresini kirletmemeli, üzerine bir şey bulaştırmamalıdır. Zira irşad yolunun gerçek temsilcileri olan peygamberler ismet ve iffetlerini muhafaza konusunda o kadar hassas hareket etmişlerdir ki, belvâ-i âmm (herkesin karşı karşıya kaldığı, kaçınılması pek mümkün olmayan sıkıntı ve zorluk) nevinden dahi olsa eteklerine zerre kadar çamur sıçratmamış, namuslarına zerre kadar toz kondurmamışlardır.