İçeriğe geç

Delilere dair Medet Efendi’nin naklettiklerinden bu hâdi­se­den şu noktaya gelmek istiyorum: Şayet biz de oturup kalktığımız yerleri nuranî birer meclis hâline getirmezsek dünyevî-uhrevî faydası olmayan mevzuları konuşur durur ve sürekli gevezelikle zamanımızı heba ederiz. Tıpkı tımarhanedeki insanlar gibi, birisi kalkar gereksiz bir söz eder, öbürü başka bir boş mevzuu dillendirir, başka birisi de kalkar bir başkasına verir veriştirir. Bunun sonucunda meclislerimizi verimsiz, bereketsiz çorak bir arazi hâline getirmiş, isyan deryasına yelken açmış ve –halk ifadesiyle söyleyecek olursak– eften püften meselelerle vaktimizi israf etmiş oluruz. Meclislerimizi iman meclisi hâline getirme dururken niye onu ruhtan, mânâdan yoksun bir kabristana çevirelim ki! İtaat vadilerinde dolaşma varken niye geriye dönüşü zor bir isyan deryasına açılalım ki! Niye meclislerimizde fırsatları değerlendirip değişik menfezler bularak oradan Kur’ân’ın değişik enginliklerine açılmayalım ki!

İşte meclislerimizi bereketli kılmanın yolu sözlerin hep Allah (celle celâluhu) ve Resûlü’nü (sallallâhu aleyhi ve sellem) düşüneceğimiz tefekkür zeminine çekilmesi, muhavere ve müzakerelerin hep sohbet-i cânana getirilmesidir. Gevezeliğe dalmak isteyen olursa, usûlünce ona da müdahale edilmeli ve “Kardeşim! Allah adına, Efendimiz adına söyleyeceğin bir söz varsa söyle, dinleyelim; yoksa bir kitap getir, onu okuyalım.” demeli ve yürekleri hoplatacak, gözleri yaşartacak ve bize yeniden insanlığımızı hatırlatacak bir konu müzakere edilmelidir. Mesela orada bulunanların birisinden Kur’ân okumasını ister, şayet okunan âyetleri izah edecek birisi varsa ondan da okunan kısmın tefsirini yapmasını rica eder ve böylece içimize inşirah salmış oluruz. Tefsir yapabilecek selâhiyette birisi yoksa getireceğimiz bir meal ve tefsirle okunan âyetleri anlamaya çalışırız. Zira anladıkça, tefekkür ettikçe, seviyesizlikten, düşüncede sığlıktan kurtulacak ve engince mülâhazalara açılacağız.

235