İşte sebepleri arkada bırakıp Allah’ın (celle celâluhu) huzurunda bulunuyor olma şuuruyla dua eden bir mü’min, dilinden dökülen bütün sözlerin kalbinden de vize almış olmasına dikkat etmeli; ağzından çıkan her bir kelimeyi kalbin ifadesi hâline getirmelidir. Diğer bir tabirle o, gönlüyle dili arasında bir çelişkinin yaşanmasına meydan vermemelidir. Dili ne söylüyorsa, kalbi de aynı mânâyı tefekkür etmelidir. Mesela o, “Allah’ım, ne olur beni rıdvanına ulaştır ve rızanla serfiraz kıl!” dediği zaman, kalbin ritmi de bu sözlere ayak uydurmalı ve kalb ona göre atmaya başlamalıdır. Şayet bu ikisi arasında bir tenakuz meydana gelir de dil başka söyler, kalb de başka düşünürse, bunlardan hangisine cevap verileceği mevzuu muallakta kalır. Bu itibarla insan, Allah huzurunda dururken düalistçe hareket etmekten kaçınmalı ve dil ile kalbinin ikilem yaşamasına meydan vermemelidir. Aslında insan, sadece duada değil, diğer ibadetlerini eda ederken de hep şuurlu hareket etmelidir. Mesela namaz kılan bir insan, kalbin kastı olan niyetiyle amelin içine girmeli ve elden geldiğince bu ibadetini kalbî amel hâline getirmelidir. Çünkü insanın ortaya koyduğu ameller, kalbindeki iz’an ile yakînin ve Allah’a (celle celâluhu) bağlılığın dışa vurması ölçüsünde O’nun nezdinde bir mânâ ifade eder.
İman ve Dua