Bu tür inhirafların temelinde esasında terbiye eksikliği vardır. Eskiden talimde bulunan yani öğreten insanlar aynı zamanda çok iyi eğitimciydiler. Hakiki mürebbiler, oturuşları, kalkışları, duruşları, inanç, düşünce ve dünya görüşleriyle çevrelerindeki insanlara her yönüyle örnek oluyor ve onları hâl diliyle terbiye ediyorlardı. Fakat bugünkü tedrisat sisteminde eğitim ve öğretimin at başı gittiğini söylemek oldukça zordur. Öğretimde çok ileri noktalara gidildiğini düşünsek bile bu durum, eğitimdeki boşluğu doldurmayacaktır. Eğitim, potansiyel insanın hakiki insanlığa yükseltilmesi demektir. İdeal eğitimciler ise, mahir bir heykeltıraş gibi insan âbidesini ortaya koyabilecek kabiliyette olmak zorundadır. Eğer cins dimağlar, iyi eğitimcilerin elinden geçmiyor ve onların tesirinde yetişmiyorlarsa, “Her şeyi en iyi ben bilirim.” psikozundan sıyrılmaları ve başka insanlardan istifade edecek bir anlayışa kavuşmaları oldukça zordur.
Benliğinin Altında Kalıp Ezilenler
Bu konuyla irtibatlı olarak, Hazreti Pîr’e ömür boyu hizmet etmiş ilk saffı teşkil eden kahramanlardan birisinin bir tavrını daha önce size birkaç defa nakletmiştim. Bir müzakere esnasında bu kahraman zatın yanında bulunanlardan birisi onun düşüncesine muhalif bir beyanda bulunuyor. Fakat o büyük insan ona karşı “Öyledir kardeşim. Belki de doğru söylüyorsun.” deyip tebessümle mukabele ediyor. Çünkü o, muhatabının o anki hâlet-i ruhiyesi itibarıyla, hakikati kabullenip söylediklerini anlayacak durumda birisi olmadığını hissediyor. Fakat itiraz eden kişi bir süre sonra kendi mülâhazalarının falsosunu birkaç yerde yaşayınca tekrar o büyük insanın yanına geliyor ve bu sefer, “Efendim! Ben şu düşüncemde yanılmışım. Sizin söylediğiniz doğruymuş.” diyor. Hazret, tavrını hiç değiştirmeden yine, “Öyledir kardeşim.” diyor.