Düşünün ki milletimizi bir ömür boyu meşgul edecek işlerin kararları çok defa başkalarınca alınıyor. Tamamen bizim dışımızda alınmış bu kararları delebilme veya startı başkalarınca verilmiş hareketlerden nasıl yararlanırız ya da onların aleyhimizde olmamasını nasıl sağlayabiliriz heyecanıyla hâlden hâle giriyor, sürekli tabyadan tabyaya koşuyor; bugün yaptıklarımızı ertesi gün bozuyor ve ardı-arkası kesilmeyen yaz-bozlarla ömür tüketiyoruz.. ve tabiî, gözleri üzerimizde saf yığınlara da sürekli şaşkınlık yaşatıyoruz. Biz, mütemadiyen güven kaybediyoruz, onlar da irtifa. Arz câzibesinin kat katı bir cehalet, muhakemesizlik ve gaflet çekimiyle hep tepetaklak gibiyiz. Başı tutanların çoğu vurdumduymaz; başsız kitleler bilmem hangi dönemde yitirdikleri başlarının peşinde, salim düşünceler baskı ve saygısızlık bombardımanı altında; vazifesi toplumu eğitmek, aydınlatmak ve onu yüksek insanî hedeflere yönlendirmek olan –büyük çoğunluğu itibarıyla– basın-yayın müesseseleri (medya), reyting hatırına tam bir ibahiyecilik içinde; her şeye açık, sürekli kapkaranlık şeylerle homurdanıyor; homurdanıyor ve âlemin iffet, namus ve onuruyla oynuyor; her gün yeni yeni teşe’üm yaygaraları yapıyor; bâtılı tasvir ve teşhirle saf duygu, saf düşüncelerde bohemlik arzularını şahlandırıyor. Hele, bunlar arasında fitne ve fesada programlanmış gibi sürekli levsiyat neşreden öyleleri var ki, çok seyredilebilme veya okunabilme adına ar-namus, şeref-haysiyet dümdüz gidiyor ve insanı insanlığından utandıracak şeyler yapıyor.