İçeriğe geç

Onun muhatabı ne sadece akıl, ne kalb ne de ruhtur. O, insanı maddî-mânevî bütün letâifiyle ele alır; az konuşur, öz konuşur ve insanın içine-dışına birden seslenir; seslenir ve muhataplarında umum kâinat, bütün eşya ve topyekün insanlıkla alâkalı bir duygu, düşünce ve muhakeme birliği oluşturur.

O en sihirli beyanlardan daha tesirli, en ince üslûplardan daha rakîk, en müstesna ifadelerden daha müteâldir. Bugüne kadar ne hiss-i rekabetle ona karşı çıkanlar ne de onu taklit şevkiyle ortaya atılan söz sultanları hiçbir zaman onun beyanına denk bir beyan ortaya koyamamışlardır.

İşte o devâsâ Arap şairleri, işte Şems-i Tebrizî’nin, “Gerçi ben şekerden daha tatlı şiir yazarım ama seviyeli söz söylemede ancak onun müridi olabilirim.” dediği Feridüddin Attarlar, işte âvâzı çıktığı kadar “Ben Kur’ân’ın boynu tasmalı kölesiyim.” diyen Mevlânalar.. işte Bediüzzaman’ın “sermest-i câm-ı aşk” diye yâd ettiği Câmîler ve onların asırlara meydan okuyan güzide eserleri; hiçbiri o beyan sultanı Kur’ân’ın ifade ufkuna ulaşamamıştır.

İleride tafsilâtına eğilme vaadiyle, Kur’ân’ın ifade tarzı adına bu kadarcık işaretle yetinip, yeniden ondan ve onun gölgesinde gelişen nazım ve nesirlerden mülhem beyanın, sınırlı idraklerimize akseden gölgelerine dönelim:

3