İçeriğe geç

İşte, Ömer İbn Abdülaziz’in içinde bulunduğu şartlar, hiç de böyle yaşamasına müsait olmadığı hâlde, böyle yaşaması, hem de o günkü Emevîler’de hayat anlayışı çok değişik olmasına rağmen bu kadar duru, bu kadar arızasız, bu kadar pürüzsüz ve tıpkı ilk halifeler gibi bir sîrete sahip olması, onu Asr-ı Saadet insanı seviyesine ulaştırmıştır. Bu itibarladır ki, daha sonradan gelen bazı kimseler ona haklı olarak müceddit demişlerdir ve dört halifeden sonra eğer bir beşincisi bahis mevzuu ise, onun Ömer İbn Abdülaziz olacağını söylemişlerdir. Yani Dört Halife’den sonra ille de bir beşincisi bahis mevzuu ise o mutlaka Ömer İbn Abdülaziz’dir, demişlerdir.5 Ama Ömer İbn Abdülaziz’i, Seyyidina Hazreti Hasan’a tercih etme, Hazreti Muaviye’ye tercih etme meselesine gelince, bu bizim muvazene, mukayese imkân ve iktidarımızı aşan bir mevzudur. Bu mevzuda Hasan Basrî (radıyallâhu anh) ki, –tâbiînin imamlarından ve çocukken Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) zevcelerinden birinin kucağında oturma şerefine eren birisidir– kendisine Ömer İbn Abdülaziz’le Hz. Vahşi’nin (radıyallâhu anh) derece ve mertebeleri sorulunca, umumî fazilet açısından, yani Allah’ın Resûlü’nü görüp bizzat feyiz alma bakımından “Ömer İbn Abdülaziz ancak Vahşi’nin atının burnunda bir toz olabilir.”6 demiştir. Çünkü Vahşi, sahabi idi. Ömer İbn Abdülaziz sahabi değildi. Hususî bir kısım meziyetleriyle Ömer çok ileride olabilir. Yoksa mutlak fazilet sahabeye aittir. Hususî bir veya birkaç fazilette, mercuh kendisine tereccüh edenlere tereccüh edebilir; ama mutlak fazilette râcih râcihtir.7

242