Demek Allah’ı bilme ve tanımanın yanında, hemen Allah’a kulluk başlıyor… Evet, madem bu bin bir nimetle bizi perverde eden Allah var. Öyle ise kulluk da var. İşte Allah (celle celâluhu), insan vicdanında meknî olan bu kulluk düşüncesini formüle ediyor. Yani “Yüzümü yere koyacağım, kıyamete kadar başımı kaldırmayacağım.. azametin karşısında iki büklüm duracağım..” ve Recaizade Ekrem’in “Nerede Allah’ım dizlerin, başımı koyayım…”; bir başkasının: “Nerede o mübarek elin ki başımın üstünde olduğunu hissediyorum.”… Bunlar ve bunlar gibi ilâhî aşk, ilâhî heyecanla, insanın ne diyeceğini bilemediği esnada, vahy-i semavî gerçek kulluk düşüncesi, kulluk şekli ve kulluk anlayışıyla gelip, bizlerde düşünce sürçmelerine meydan vermeyecek, aşk ve heyecanımızı Yaratıcı’nın emirlerine göre imale edecektir. Yani, Allah O’na: “Ben Allah’ım, sen de Benim kulumsun. Nimetlerimle Beni tanıdın. Ben de sana kulluğun âdâbını öğreteceğim. Benim huzuruma şöyle girilir. Evvelâ abdest alınır, ondan sonra içeriye girildiği zaman da nefsi boğazlama mânâsına “Büyük Sensin Allah’ım, Senden gayri her şey küçüktür.” denir.. kulluk şuuru içinde el pençe-divan durulur ve sonra, Benim huzurumda derinleşilebildiği kadar derinleşilir. Miracının gölgesinde, dereceye göre, ruhen Nebiler Sultanı’nın yükseldiği yerlere yükselme arzusu uyanır, yükseldikçe şükran hissiyle rükua gidilir, rükuda eğildikçe yeni bir buuda ulaşılır, derken, secdeye varılır; oradaki mahviyet ve tevazuu ölçüsünde ayrı bir derinliğe erilir. Kalkılır, bir soluk alınır, sonra yeni bir arayışla tekrar ikinci secdeye gidilir ve daha sonra “Kulun Rabbisine en yakın olduğu an secde ânıdır. Secde ettiğiniz zaman Allah’a çok dua ediniz.”3 buyruğu vicdanlarda duyulur. “Secde edenler arasında dolaşmanı da görüyor.”4 sırrıyla, secde edenler arasında kıvrım kıvrım eğilip bükülmeler ve hakikî namaz içinde, kabiliyetlere göre, namazın aslı sayılan miraca muvaffak olunur.
Dipnotlar
- 3 Müslim, salât 215; Ebû Dâvûd, salât 152.
- 4 Şuarâ sûresi, 26/219.