Efendimiz insanlığı kurtarıp yükseltecek çok geniş bir idrakle gelmişti. Tabir caizse insanüstü bir insandı. O, ısmarlama anlayış ve idrakiyle kâinatın gerçek mânâsını kavramış ve kendisine henüz peygamberlik gelmeden kâinat kitabında Hakk’ı sezmiş; aramaya başlamış ve Gâr-ı Hira’ya çekilerek kendini ibadete vermişti… Âişe Validemiz, Buhârî’nin başındaki bir hadis-i şerifte, –Hatice Validemizden naklen– kendisini ibadete verdiğini ve ancak azığını tedarik etmek maksadıyla ara sıra evine döndüğünü söylüyor ki,2 bunlar, idrakle, insanın bazı şeyleri keşfedeceğini ve keşfettikten sonra da Cenâb-ı Hakk’a belli ölçüde kulluk yapılabileceğini ifade etmektedir. Bu mevzuda, Zeyd İbn Amr’ın vefatı esnasındaki düşünce ve sözleri de üzerinde durulmaya değer mahiyettedir. Zeyd, Hazreti Ömer’in amcası oluyordu. Vefatı sırasında, bütün aile efradını etrafına topladı ve gelecek Peygamber’le alâkalı bildiği şeyleri onlara anlattı. Bu zat, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğine yetişememişti. Yani atını sürmüş, sahile yanaşmış, fakat İslâm vapuruna yetişememişti… Ama, bütün ruhuyla Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) atmosferini, O’nun gerçek mânâ ve mahiyetini, hakikat-i Ahmediye’yi sezmiş, iliklerine kadar doymuş; ancak, duyduğu hissettiği bu şeylere ad koyamamıştı. Diyor ki: “Allah’ın ufukta bir nuru var. Zuhur edeceğine inanıyorum. O’nun âsârını başımızın üzerinde görüyor gibi oluyorum.” Sonra, Cenâb-ı Hakk’a teveccüh ediyor: “Ey Yüce Yaratıcı, ben Seni tam bilemedim; bilseydim yüzümü yere koyacak bir daha da kaldırmayacaktım.” mealinde hislerini ifade ediyor. Görüldüğü gibi, tertemiz, dupduru bir vicdan, şayet putperestlikle telvis edilmemiş ve şartlanmamışsa kâinata, nizama, âhenge baktığı zaman, bu umumî armoni içinde o da kendine çeki düzen verip ubûdiyet tavrı takınacak ve Allah’a kulluk yapacaktır.
Dipnotlar
- 2 Buhârî, bed’ü’l-vahy 1; Müslim, iman 252; Tirmizi, menâkıb 13.