اَللّٰهُ الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْأَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ الْأَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌۙ وَأَنَّ اللّٰهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا
ayetlerinin iki hakikatini iki “nükte” ile tefsir eder.
Birinci Nükte .......................................................................................... 102
Her canlının rızkının doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelâl’in elinde olduğunu ve rahmet hazinesinden çıktığını bildirerek rızıksızlıktan ölmenin mümkün olmadığını ispatlar.
İkinci Nükte ............................................................................................. 105
Yerkürenin, Allah’ı inkâr eden coğrafyacıların ve felsefecilerin söylediğinin aksine, göklerin de gökbilimcilerin söylediğinin aksine, yedişer tabaka olduğunu yedi yönden ispat eder. Bu risale, öyle geveze dinsizler için bir dizgin, bir gemdir.
ON ÜÇÜNCÜ LEM’A ......................................................................... 113
Hikmetü’l-İstiaze, yani Şeytandan Allah’a Sığınmanın Hikmeti adıyla bilinen, çok kıymetli, kuvvetli ve hakikatler içeren bir risaledir.
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِمَلِكِ النَّاسِإِلٰهِ النَّاسِمِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ
الْخَنَّاسِاَلَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِمِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ
sûresinin en mühim hakikatini,
وَقُلْ رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِوَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ
Dipnotlar
- “Allah O yüce Yaratıcıdır ki, yedi kat göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır. Allah’ın emri ve hükmü bunlar arasında inip durur ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını, O’nun ilmi dışında hiçbir şey olmayacağını siz de bilesiniz.” (Talâk sûresi, 65/12).
- “De ki: İnsanların Rabbine, insanların yegâne Hükümdarına, insanların İlahına sığınırım: O sinsi şeytanın şerrinden, O ki insanların kalplerine vesvese verir, O şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da.” (Nâs sûresi, 114/1-6).
- “Sen de ki: “Ya Rabbi! Şeytanların vesveselerinden, onların yanımda bulunmalarından Sana sığınırım!” (Mü’minûn sûresi, 23/97-98).