Bir Nefes15 Eylül 2026

Bir Nefes (104) - Musibetler Karşısında Sabır ve İstikamet

Bela ve musibetler sağanak sağanak geldiği zaman, bazen insanın duygu ve düşüncesi, daha doğrusu “istikamet mülahazası” kayabilir. Bir yönüyle, o istikamet mülahazasını koruyacak şey de kalbdir, kalbin ruhânîlere ve melekûtî âlemlere açık olmasıdır. Melekûtî âlemlere açık olması lazım ki, mülkî âlemlere kapalı kalsın; melekûtî âlemlere açık olmalıdır ki, melekler, sürekli orayı kontrol altında tutsun ve şeytan oraya nüfuz etme imkânı bulamasın. Kalb, ciddî sıyanet altına alınmalı ve korunmalı. Fakat bazen hadiseler, öyle şok tesiri yapar ki, insan, işte o hadisenin şoku ânında orada istikametini koruyamayabilir.

Şok anında düşünce istikametini koruma, kalb selametini koruma, Allah ile münasebetini koruma çok zor olduğundan, İnsanlığın İftihar Tablosu, اَلصَّبْرُ عِنْدَ الصَّدْمَةِ الْأُولَى buyuruyor, “Sabır, hâdisenin şoku yaşandığı ândadır!” diyor. Hadisenin şoku yaşandığı ânda, özellikle o zaman, اَلْحَمْدُ لِلَّهِ عَلَى كُلِّ حَالٍ، سِوَى الْكُفْرِ وَالضَّلاَلِ “Küfür ve dalaletten başka, her hale hamd ü senâ olsun!” demeli. Değişik musibetler karşısında “aktif sabır” demek, dişini sıkıp katlanmak; o hadisenin şokunu yediği ânda, orada dengeyi korumak…

Fakat bazen o zayıf iradelerin -benim gibi iradesi zayıf olan insanların- aklına öyle -İlahî takdiri tenkit ifade eden düşünceler- gelebilir. Onu hemen savmaya bakmak lazım. Bir nöron zehirlenmesi denebilir ona; bir zihin zehirlenmesi denebilir.

Evet, hadisenin şoku yaşandığı ân, denge korunamayabilir. Zannediyorum, milletine çok bağlı, değerlerimize çok bağlı, benim de candan sevdiğim M. Akif’in o sözü: “Yok musun ey adl-i İlahî?!.” Öncesinde de  “Ağzım kurusun!” diyor: “Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhî / Ağzım kurusun, yok musun ey adl-i İlahî?!.” Hatta söylerken, böyle evvelâ istiğfar edip sonra günah işleme… Oysaki mesele aksinedir; günah işlemekten uzak durmak lazım; işlemiş ise, sonra “Estağfirullah! Ağzım kurusun; keşke ağzımı o istikamette kullanmasaydım!” diyebilir. Bazen latife-vâri bunu da arz ediyorum.

“Nûr istiyoruz, Sen, bize yangın gönderiyorsun,

‘Yandık!’ diyoruz, boğmaya kan gönderiyorsun.

Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında

Yâ Rab, o cehennemle bu tufan arasında,

Toprak kesilip, kum kesilip âlem-i İslâm;

Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!”

Tarihin, yerin altına gömdüğü o putlar, bütünüyle bir kere daha hortlayacak. Ee Hazretin dediği de olmuş; bütün putlar hortlamış. Mahrutî bakış ile, bütüncül bir bakış ile bakınca, hadiselerin yoğunluğu onun üzerinde öyle bir tesir icrâ etmiş ki!.. Fakat hani ondan sıyrıldığı dönemler var, onu alıp bir kenara elinin tersiyle ittiği ânlar da var.

“Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’

Davransana… Eller de senin, baş da senindir!

His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?

Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

Kendin mi senin, yoksa ümidin mi yüreksiz?

…

Ye’s öyle bataktır ki, düşersen boğulursun.

Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;

Me’yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar…”

Bir de böyle gürlediği, ezan sesiyle gürlediği, bir yönüyle her tarafta sesi mâkes bulacak şekilde gürlediği, yankılanacak şekilde sesini yükselttiği ânlar var.

İşte bizim de değişik şeylere maruz kaldığımız zaman, hadisenin şoku yaşanırken, ona sabretmemiz lazım. Yaramıza bir neşter vuruyorlar, bir bıçak vuruyorlar; burada bazen “Of!” dememek mümkün değildir. Onun için “Of!” dedirtmemek için, narkozluyorlar insanları, yarayı duymasın diye. Ee biz de bilemiyoruz, o meseleye karşı nasıl narkoz olacak? Bir de hele günümüzde olduğu gibi, böyle belâ sağanağı gelirse şayet, “Haydi şunun için narkozluyorlar; ya diğer bela?!.” Mesela müesseselerinizi kapattıkları ân beyninize bir balyoz iniyordu, narkozladılar sizi.. muallimleri içeriye attılar, bir daha narkoz.. karıyı-kocayı birbirinden ayırdılar, bir daha narkoz.. şu kadar yüz çocuğu, bin çocuğu içeriye attılar, bir daha narkoz.. narkoz, narkoz, narkoz… Zannediyorum narkozu icat eden insanlar, “Vallahi yetiştiremiyoruz artık!” diyeceklerdir. Evet, narkoz yetiştiremeyeceğiz o bela sağanağına.

Bu açıdan da aklımıza gelen şeyleri, Cenâb-ı Hakk’a olan güvenimiz ve itimadımız ile tadil etmeliyiz. Ne pahasına olursa olsun!.. Diyoruz ki, “Bugüne kadar lütfettiği şeyler, bugünden sonra lütfedeceği şeyler adına en önemli referanstır!” O (celle celâluhu) sizi, bir doğru yola hidayet buyurmuşsa, O’na doğru yürüyorsanız, O’na doğru yürüyenleri, O, hiçbir zaman yolda yüzüstü bırakmamıştır