İçeriğe geç

Bir sistem olarak İslâm nizamını ayakta tutan dinamiklerin başında şûrâ gelir. Ferde-topluma, devlete-millete, ilme-maarife, iktisadiyâta ve içtimaiyâta ait meselelerin çözümünde en önemli misyon ve vazife şûrâya aittir; tabiî bu meseleler hakkında mânâsı açık “nass” mevcut değilse..

İslâm’da “Devlet Şûrâsı” icrânın önünde ona rehberlik yapma konumunda bir müessesedir. Onun yerinde bugün “Danıştay” vardır ama, İslâmî şûrâya göre fonksiyonu sınırlı, hareket sahası dar, sıkıştırılmış bir müessesedir.

Devlet reisi veya başyüce, Allah tarafından müeyyed olup vahiy ve ilhamla da beslense, yine istişare etme zorunluluğu altındadır.. günümüze kadar da bu hep böyle devam edegelmiştir. Yer yer onu ihmal edenler olmuş ise de, büyük ölçüde, değişik ad ve unvanlarla devam ettiren millet ve toplumların sayısı da az değildir. Aslında, bugüne kadar onu görmezlikten gelen veya göz ardı eden hiçbir toplum iflah olmamıştır. Zaten Efendimiz de ümmetin kurtuluş ve geleceğe yürümesini, “İstişarede bulunan kaybetmez.”2 sözleriyle meşverete bağlamıyor mu?

Kur’ân-ı Kerim’de istişare, iki âyette sarahaten ele alınır; işareten şûrâya temas eden âyât-ı Kur’âniye ise pek çoktur. Tevilsiz, yorumsuz açıktan açığa şûrâ ile alâkalı bu iki âyetten biri, Âl-i İmrân sûre-i celîlesindeki: “Bu iş hususunda onlarla istişarede bulun!”3 âyeti, diğeri de Şûrâ sûre-i mübînindeki: “Onların işleri kendi aralarında meşveret iledir.”4 ferman-ı sübhânîsidir. Ayrıca, şûrâyla alâkalı beyanın içinde bulunması itibarıyla, bu sûreye “Şûrâ” isminin verilmesi de gayet mânidârdır!

42