İçeriğe geç

Evvelâ, Cenâb-ı Hakk’ı mahlukata kıyas etmek doğru değildir. Bizde suiedep olabilecek bir kısım durum ve keyfiyetler ve akla gelen noksanlıklar –O, mülkün sahibi olduğundan– O’nda olmaz. Yani biz kalkıp “Şunu biz yaptık, şu işe sahibiz!” desek, bu suiedep olur. Çünkü biz kendi adımıza, o işin aşr-ı mi’şarına (yüzde bir) dahi müdahale edemeyiz. Ama Cenâb-ı Hak, –bir kudsî hadiste de dediği gibi– “Ben melikim. Ben melikler melikiyim. Bütün meliklerin kalbi elimdedir. Bana itaat ettiğiniz zaman, onların kalblerini lehinize çeviririm, isyan ettiğiniz zaman aleyhinize çeviririm. Öyleyse kimseyi değil, nefsinizi levmedin!”2 dese bu, O’nun azametine uygun bir söyleyiş olur.

Evet, Allah, yarattıklarından farklı ve yücedir. O’nun bazı sıfatları insanlarda cüz’î olarak görülse de Allah mütealdir. Nitekim Efendimiz, bir kudsî hadiste Allah’ın azametinden bahsederken şöyle buyurur: “Ben Allah, Melik ve Cebbarım! Her şeyin üzerinde mutlak sultan ve hâkimiyetim vardır. Kimse Benim taht-ı tasarrufum dışına çıkamaz. Nerede yeryüzünün melikleri ve orada büyüklük taslayanlar?”3

İşte bunlar, Kendisini anlatmada Cenâb-ı Hakk’ın ifadeleridir. Sahabi, Allah Resûlü’nün bu ifadeleri anlatışını resmederken der ki, “Birdenbire minber lerzeye geldi, Efendimiz düşecek diye korktuk.”4 O, bu meseleyi o kadar şuurlu ve içten söylüyordu ki, âdeta orada her şeyi lerzeye getirecek ve neredeyse cami kubbesiyle beraber çökecek gibi oluyordu.

112