İçeriğe geç

Evvelâ bu millet, ilm u irfanıyla Batılı devletlere ayak uyduramadıysa, buna, bir devirde Batı’nın gelişmelerine şaşkın şaşkın bakan bir kısım kimseler sebebiyet vermişlerdir. Bu kimseler, medârisi geliştirememiş, değişiklik yapamamış, fünun-u müsbeteyi (tecrübî ilimler) onun içine sokamamış ve daha sonra da fünun-u müsbete için ayrı mektepler açmış ama onu dine, dini de ona düşman gibi göstermiş; biri ruh, diğeri ceset iken din ile fünun-u müsbete birbirinin hasmı gibi algılanmış ve derken sukut eden sukut etmiş; olan da millete olmuş. Bu itibarla, bu vasatı kim hazırladıysa evvelâ cürüm ve günah ona aittir. Şimdilerde onlar bu milletin çektiklerini seyrediyorlarsa bu azap da onlara aittir ve ahirette de Allah’a hesap vereceklerdir. Vâkıa, din ve diyanete ait meselelerin cürmü, ahirette ceza olarak tahakkuk etmekle beraber, âyât-ı tekvîniyeye riayetsizlik de filcümle ahirette ceza olarak mutlaka onların karşılarına çıkacaktır.

Keza bir millet düşünün ki, bir devirde hiç çalışmamış, sırt üstü yatmış, her şeyin yukarıdan akıp gelmesini ve midesine inmesini beklemiş; sonra da başkaları açıkgöz davranmış, çalışmış, kazanmış, dünyaya hükmedecek imkânları elde etmiş, biz ise fakir kalmışız. Bu problemi ne kadere hamletmekle ne de şu anda işin başında bulunan kimseleri mesul tutmakla çözemeyiz. Eğer bir millet, bir aile, bir fert fakir kalmışsa onu bu hâle getiren sebepler iyi araştırılmalıdır. Meselâ biz fakirsek, demek ki atalarımız buna sebebiyet vermiş, Allah da hakkımızda böyle bir hükümde bulunmuş. Eğer zengin olacaksak, azmedeceğiz, irademizin hakkını vereceğiz; ama hakkımızda iyi bir millet hükmünü yine Allah verecektir. Bu, işin bir yönüdür. Evet, kader irademizi hesaba katarak hakkımızda fetva vermiştir.

228