Mü’min için her namaz bir miraç vesilesidir. Dolayısıyla bu hususta mü’mine düşen şey, her namazda, farklı buudlarda bile olsa, miracını tamamlamasıdır. Namazda gönlün her teli, bamteli olmalı ve tıpkı bamteli gibi ses vermelidir. Öyle namaz kılmalıdır ki herkesin namazı bir diğerine misal olsun ve secde, doyulmaz bir neşveye; dualar, insana bıkkınlık vermeyen bir gıdaya; rükû ayrı bir edaya dönüşsün ve kıraat de dâne dâne canlı kelimeler armonisi hâlini alsın. Nitekim الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ “Allah, Senin, geceye (namaza) kalkıp, secde edenler arasında dolaşmanı / secdede nasıl kıvrım kıvrım kıvrandığını görüyor-biliyor.”1 âyeti, bize Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) namazını tasvir etmenin dışında, nasıl namaz kılmamız gerektiğini de öğretmektedir.
Evet, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) nasıl namaz kılıyor idiyse bizim de öyle kılmamız gerekir. Elbette ki bir nebinin kıldığı namazı şekil ve mânâ itibarıyla yakalamamız, O’nun duyduklarını duymamız mümkün değildir. Fakat bu, o yolda olmaya da mâni değildir. Allah Resûlü, bir hadis-i şeriflerinde “ihsan” kavramını anlatırken, “Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmek” ifadesini kullanır ve “Sen O’nu görmesen de O seni görüyor ya!” buyurur.2 Namaz, işte böylesine engin bir şuurla eda edildiği takdirde zannediyorum kendisinden beklenen semereyi verecektir.