Namaz, Allah (celle celâluhu) ile senin arandaki bir alışveriştir. Namazdan başka, seni Allah’a o kadar hızlı ve o kadar yakın hâle getirecek bir şey yoktur. Bir kere, başta nazarî planda, senin zihninde o asıl kıymetine ulaşmalıdır. Yani henüz tatmamışsın, duymamışsın, hissetmemişsindir; ama nazarî planda “Bu, budur.” demen lazım. Çünkü sendeki arayış duygusunu bu kabullenme meydana getirecektir. Arayış duygusunu tetikleyecek, ona start verecek şey budur. Böyle bir duygun yoksa, namazın içinde buna ulaşma düşüncen yoksa, neyi hedefleyeceksin ki sen onda? “Rabbim bana burada O’na kul olma fırsatı veriyor. Ben şimdi kemâl-i edeple, kemerbeste-i ubûdiyet içinde bu taabbüdî işi O’na bir arz edeyim. O ne kadar büyük, ben ne kadar küçüğüm; O ne kadar sonsuz, ben ne kadar sıfırım… İşte O’na göre ben bunu eda edeyim. Kulluğumu ifade etme fırsatıdır bu, küçüklüğümü haykırma fırsatı, O’nun azametini ilan etme fırsatı…” Evet, önce bu duyguyla dopdolu olmak lazım.
Huzurun iki mânâsı var: Birincisi, zevk-i ruhânîye erme. Meselâ insan “Keşke olsa…” diye düşünebilir; ama bana göre ona da talip olmamak lazım. İkinci huzur, senin küçüklüğün, sıfırlığın ve hiçliğinle beraber kabul buyurulman… Huzur anını ve huzurda kendini ifade etme imkânını elde etmen. İşte bu huzura bağlı olarak onun huzuruna talip oluyoruz.
Cemaatle Namaz