İçeriğe geç

Asr-ı saadet ve Hulefa-i Râşidîn döneminde insanlar büyük cihaddan küçük cihada, küçük cihaddan da büyük cihada sürekli mekik dokuduklarından hep canlı kalmış ve çok önemli fetihler gerçekleştirmişlerdi. Onların çoğunun, taştan, topraktan yapılmış iğreti evlerinden başka dünyevî mâmelek adına bir şeyleri yoktu. Fakat ufuk enginliğine açılan o yüce kâmetler, Allah’ın izni ve inayetiyle dünyada ümranların kurulmasına vesile oluyorlardı. Bu açıdan sistem ve başarı körlüğünün önüne geçilmesinin yegâne yolu, sahabînin temsil ettiği bu kıvamın yakalanması ve bu kıvama göre mefkûre insanlarının yetiştirilmesidir.

Toplumların Ömrünü Uzatmak Mümkün

Belki bunlarla da toplumların ölümünün bütün bütün önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Çünkü insanlar gibi toplumlar için de ölüm mukadderdir. Bir zaman, birisi, doktorlara biraz da sitemkâr bir ifadeyle, “Şu ölüme çare bulamıyor musunuz?” demişti. Hâlbuki ölümün çaresi yoktur. Zira Allah (celle celâluhu), hayatla ölümü birlikte yaratmıştır.

Ölümün ölümü bu dünyada değil, ötede gerçekleşecektir. Bir hadis-i şerifte Nebiler Nebisi’nin (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) ifade buyurduğu üzere öbür âlemde, kimileri saadet, kimileri de şekavet yurdunda yerlerini aldıktan sonra, ölüm, bir koç şeklinde getirilip boğazlanacak, yokluğun yok edildiği duyurulacak, hem Cennet ehline hem de Cehennemliklere, “Artık bundan sonra ebedilik var!” mânâsında اَلْخُلوُد denilecektir.43 Esasında Kur’ân-ı Kerim’de ve Sünnet-i Sahiha’da İhyâ ve İmâte sıfatlarının, Muhyî ve Mümît isimlerinin birlikte zikredilmesi de bu hakikate işaret etmektedir.44 Yani hayatı yaratan Allah olduğu gibi, ölümü yaratan da O’dur. Mülk sûresindeki ifadeyle, “Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, Azîz’dir, Gafûr’dur.”45

65