İçeriğe geç

Biraz daha açacak olursak, dünyanın dört bir yanına hicret eden hizmet gönüllüleri, sarf ettikleri cehdin çok ötesinde lütuflara mazhar oluyorlar. Hiç kimse Mûte’deki serdarlar gibi canını tehlikeye atmıyor, Yermûk’teki kahramanlar gibi düşmanla yaka paça olmuyor. Onlar, gittikleri her yörede iltifatlara mazhar oluyor, yaptıkları hizmetler takdirle karşılanıyor. Hiç kimse, evinin yolunu, ailesinin çehresini, çocuklarının isimlerini unutacak ölçüde insanlığın dertleriyle muzdarip olmuyor. Fakat Allah’ın lütfuyla gidilen yerlerde ortaya konan ceht ve gayretler dünya çapında hizmetlere vesile oluyor. İşte bu kadarcık bir gayretle gerçekleşen bunca güzelliklerin arkasında Allah’ın inayet, riayet ve kilâetini görememe, bütün bu güzellikleri kendimize mâl etme, ilâhî lütuf ve inayetlerle meydana gelen bir oluşumun, bir sistemin, –kıvam korunmadığı takdirde– sürekli böyle sürüp gideceğini zannetme, ciddi bir körlüktür.

Evet, değişik başarılara imza atma, gözünün içine bakılan bir konuma yükselme, müesseseleşme, sağlam bir sistem kurma gibi şeylerin hepsi insanda körlük hâsıl edebilir. Üstelik böyle bir körlük yaşayan insanlar, Allah’ın ekstradan lütfettiği nimetleri kendilerinden bilmek suretiyle bir mekr-i ilâhîye veya istidraca da maruz kalabilirler. Dolayısıyla da onlar, elde edilen başarılar karşısında tahdis-i nimette bulunma ve hamd ü sena ile Allah’a yönelme yerine gurur ve kibre kapılabilirler. Bütün bunlar, insanı baş aşağı götürecek yanlışlardır.

62