Cennet yolculuğuna çıkmış deha, zaman asimetrisindeki realiteleri kavrayarak bizi elimizden tutar, ışıktan kollarıyla kucaklar ve kapalı fânustaki sırlar menşûruna getirir. Orada mâzi hazân görmüş yaprak kadar ürkek, istikbal ise yüzüne zift püskürtülmüş bir kara deliktir. Bir kaşık çalsan irfanının dibi görünecek olanların yapacağı hiçbir şey yoktur. Şafaklar tüllenirken birden her şey değişir. Ateşten sîneler güneşe fer verir. Bahar, geçmeyen bir iklim hâline gelir. İstikbalin yüzünde tebessüm goncası açar. Işık süvarileri şahlanır, coşar. Ama hayat zıtların bayramıdır. Günler Rahman elinde çevrilip durmaktadır. Deha, sabrın altın bağında huzur sunmaktadır. Bu sırlar menşûrunda o, Hızır’la kol koladır.
Sonsuzluk mesajı.. sancılı tecrübeler.. fânide bekâ arama cehdinin amansız kavgası.. hakikatlerin çıplak dünyası.. ızdırabın tebessüm eden çehresi.. şişeyi taşa çaldıran hayret kuşağı.. görülmeyene göz kırpma ve nağmeyi terennüm edilmeden dinleme.. gizli bir el tarafından göze çekilen sürme veya nâtıkaya vurulan düğümü çözme.. beynin her zerresine bir güneş yerleştirme ve tefekkürün mahrem odasında meleklerle halvete girme.. tebliğ ve telkini aksiyonla şekillendirme ve ölü gönüllere hayat üfleme… İşte şiir ve şiirde gâye!.
Kırık Mızrap bir sistem ve bir ekoldür. Müntesipleri, onun şiir dünyasında, daha nice tekevvünler müşâhede edecektir. Ancak bu tekevvün, zaman aşımına uğramayan her şiirin ortak yönüdür. Çünkü hakikî şiir her an ebed kadar yeni kalabilen şiirdir. Her devrin insanı ona, “zengin bir madene döner gibi” dönecektir.