Zikrullahın muayyen bir vakti yoktur. Namaz bütün ibadetlerin pîri ve din sefinesinin direği olduğu hâlde6 belli zamanlarda eda edilir ve eda edilmesi caiz olmayan vakitler de vardır.7 Zikrullah ise, zamanın her diliminde serbest dolaşıma sahiptir ve herhangi bir hâl ile mukayyet değildir. اَلَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ“Onlar Allah’ı ayakta, oturarak, hatta yan gelip yatarken de anarlar.”8 fehvâsınca, ne zaman itibarıyla ne de hâl itibarıyla zikrullaha tahdit konmamıştır.
Kitap, Sünnet ve selef-i sâlihînin eserlerinde, zikrullah konusunda yapıldığı ölçüde bir başka şeye tergîb ve teşvik yapıldığını hatırlamıyorum. Aslında o, namazdan cihada kadar her ibadetin içinde can gibidir, kan gibidir.
Ancak, herkesin zikri, zikredilenin onun duyguları üzerinde tesiri ölçüsündedir ki; sofîler buna “müşâhede” veya “huzur-u kalb” derler. Bazıları, Cenâb-ı Hakk’ı anarak bir sırlı yol ile kalbinde O’na ulaşır. Bazıları da vicdanlarında O’nu “kenzen” bilir ve derûnlarındaki nokta-i istinat ve nokta-i istimdat sayesinde sürekli maiyyette olur. Bu seviyenin insanları için her yeni anış, bir inkıtâ vesilesi olması itibarıyla cehalettir. اَللّٰهُ يَعْلَمُ أَنِّي لَسْتُ أَذْكُرُهُ وَكَيْفَ أَذْكُرُهُ إِذْ لَسْتُ أَنْسَاهُ“Allah biliyor ki ben O’nu şimdi anmıyorum, anmak ne demek, ben O’nu hiç unutmadım ki..!”9 sözü de bu anlayıştaki insanların düşüncelerini ifade etmek olsa gerek.
Dipnotlar
- 6 el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 3/39; el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl 3/136.
- 7 Buhârî, mevâkîtü’s-salât 30, 31; Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 285-296.
- 8 Âl-i İmrân sûresi, 3/191.
- 9 Bkz.: es-Sülemî, et-Tefsîr 2/148, 262; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 6/331