Hakikat ehlince yakîn; iman esaslarını ve bilhassa, imanın kutb-u âzamını, aksine ihtimal vermeyecek şekilde bilmek, kabullenmek, duyup hissetmek ve onun insan benliğiyle bütünleştiği irfan ufkuna ulaşmak demektir. Onu, imanda delil ve burhanları aşarak, “latîfe-i rabbâniye” yoluyla gaybleri müşâhede, eşyanın perde arkasını murâkabe ve sırları muhafaza şeklinde de tarif etmişlerdir. Ona, bütün bilgi kaynaklarını, bütün müşâhede ve murâkabe yollarını kullanarak varılan noktalar ötesi nokta –ki, o nokta bir yönüyle intihâ, diğer yönüyle de ibtidâ sayılır– demek, zannederim daha uygun olur. O noktaya ulaşan hakikat eri, sık sık sonsuza yelken açar.. kalben miraca, ruhen مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى“Ne göz kaydı ne de haddi aştı.”1 ufkuna ulaşır.. pâr pâr yanan ilâhî tecellîler kehkeşânları arasında seyahat eder ve “âyetü’l-kübrâ”yı heceleyecek lisan, görüp duyacak sem’ u basarla taltif edilir. Yani sonsuzluk yolcusunun kâinat kitabını sistemli mütalâası, eşyayı tekrar ber tekrar hallaç etmesi neticesinde, büyük-küçük her varlık üzerinde, Allah’a mahsus taklit kabul etmez sikke ve tuğraların ifade ettikleri mânâlara.. âfâkta ve enfüste müşâhedesine takdim edilen ibret levhalarını seyrede ede, ulaşılmaz perde arkası sırların inkişafına.. hayatını ilhamların tılsımlı ve aydınlık ikliminde sürdüre sürdüre insanî güçle aşılamayan ve ihata edilemeyen “Kenz-i Mahfî”nin tenezzül dalga boyuyla kalbde tecellîsine.. ve bu kaynaklardan süzülüp gelen ışık dalgaları mahiyetindeki vâridâtı göz, kulak ve diğer latîfelere hem de hiç kırmadan, değiştirmeden aksettiren vicdan menşûrunun iş’âr ve işaretlerine âşina olması, duyup hissetmesi, zevkedip tatmasıdır ki, ancak, çok hususî mânâda Allah’a yakın olanların lütuflandırılacakları bir mazhariyettir.
Dipnotlar
- 1 Necm sûresi, 53/17.