“Vera duygusundan Allah korkusu peydâ olur, vera’sız kimse ise kıyamette rüsva olur. Kim ki vera çizgisinde istikametini buldu, onun duruşu da kalkışı da hareketi de sükûnu da Allah için oldu. Bir kimse ki, Hak dostluğunu umar, eğer vera yoksa, o kimse muhabbet iddiasında yalancıdır.”
Vera, zâhir ve bâtın buudlarıyla yerine getirilmesi kulluk borcu umumî bir ameldir. Vera yolcusu, takva ile ulaşılan zirvelerde dolaşırken, bir taraftan zâhiriyle, emr u nehiylerin âzâd kabul etmez kölesi olarak hayatını onlarla örgüler.. ve “Allah için işler, Allah için başlar”,4 Allah için oturur, Allah için kalkar. Allah için yer, Allah için içer, “lillâh, livechillâh dairesinde hareket eder”,5 diğer taraftan da bâtınını “Hazîratü’l-Kuds”ün izdüşümü hâline getirerek, kalbindeki “Kenz-i Mahfî” ile halvet olur ve bütün bütün ağyâra kapanır. Yani, O’na götürmeyen düşüncelerden uzaklaşır.. O’nu hatırlatmayan görüntülere sırtını döner, O’nu söylemeyen beyanlara –onlara beyan denecekse– kulaklarını tıkar ve O’nun kıymetler listesine girmeyen şeylerden de elini-eteğini çeker.
İşte bu mânâdaki vera, insanı Allah’a amûdî (dikey) olarak yükseltir. Bundandır ki, Cenâb-ı Hak, Hz. Musa’ya: “Bana yaklaşmak isteyenler vera ve zühd gibisini bulamamışlardır.”6 ferman eder.
Dipnotlar
- 4 Bkz.: Bediüzzaman, Sözler s.6 (Birinci Söz).
- 5 Bkz.: Bediüzzaman, Lem’alar s.20 (Üçüncü Lem’a, Üçüncü Nükte). (Bu ifadelere ilham kaynağı olan, “(Verdiği zaman) Allah için veren, (vermediği zaman da) Allah için bundan geri duran, (sevdiklerini) Allah için seven, (kızdıklarına da) Allah için kızan, imanını kemale erdirmiş demektir.” hadisi için bkz.: Tirmizî, kıyâmet 60; Ebû Dâvûd, sünnet 16; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/438, 440)
- 6 İbn Ebi’d-dünyâ, el-Vera’ s.47; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 12/120.