İçeriğe geç

Tevekkül; dünyevî olsun, uhrevî olsun, ferdin kendi maslahatlarına Rabbini vekil kabul etmesi ise; tefviz, bu vekâletin arkasındaki asaleti vicdanî bir şuurla itirafın adıdır.

Diğer bir yaklaşımla tevekkül; Cenâb-ı Hak ve O’nun nezdindekilere bel bağlayıp itimat etme ve O’ndan başkasına kalbin kapılarını bütün bütün kapama demektir ki; buna, bedenin ubûdiyete, kalbin rubûbiyete kilitlenmesi de diyebiliriz. Bu mülâhazayı merhum Şihab:

تَوَكَّلْ عَلَى الرَّحْمٰنِ فِي الْأَمْرِ كُلِّه۪…..فَمَا خَابَ حَقًّا مَنْ عَلَيْهِ تَوَكَّلَا
وَكُـنْ وَاثِقًا بِاللّٰهِ وَاصْبِرْ لِحُكْمِه۪…..تَفُزْ بِـاللّٰهِ تَرْجُوهُ مِنْهُ تَفَضُّلَا

“Her işinde sadece ve sadece Allah’a tevekkül ol –ki O’na tevekkül eden asla kaybetmez–, Allah’a güven, O’na itimat içinde bulun ve senin hakkındaki hüküm ve kazasına da sabret; zira O’ndan beklediğin şeyleri, ancak, yine O’nun ihsanı olarak elde edebilirsin.” sözleriyle ifade eder. Zannediyorum, Hz. Ömer Efendimiz de, Ebû Musa el-Eş’arî’ye yazdıkları bir mektuplarında: “Eğer kazaya rıza gösterebilirsen, o bütünüyle hayırdır. Buna gücün yetmezse, dişini sık, sabret.”3 sözleriyle bu hususu hatırlatmak istemişlerdi…

97