Sekîneye mazhar bu âhenk ve huzur insanı, davranışları itibarıyla vakur, emniyet telkin edici, inandırıcı ve ciddî; iç âlemi itibarıyla ve Allah’la münasebetleri açısından da temkinli, dikkatli; benlik, çolpalık ve şatahat düşüncesinden uzak ve bir kısım laubalice hezeyanlara karşı da hep kapalıdır. Her vâridât ve her inşirah veren esintiyi O’ndan bilir, edep ve şükranla iki büklüm olur, her huzursuzluk ve tatminsizliği de mahiyetindeki boşluklarla irtibatlandırır, kendini sorgular ve nefsiyle hesaplaşır.
Tuma’nîne veya itminan, tam sükûn, tam oturaklaşma ve kalbî hayat adına gel-gitlerin bütün bütün sona ermesi şeklinde tarif edilmiştir ki, bu da, itminanın sekîne üstü bir hâl olduğunu göstermektedir. Sekîne, nazarî bilgilerden kurtulup gerçeğe uyanma mevzuunda bir başlangıç ise, tuma’nîne bir nihâî nokta ve bir son duraktır.
Tasavvuf erbâbının, tuma’nîne üstünde gösterdikleri “râdıye” ve “mardıyye” dereceleri itminanın, ebrâra ait birer buudu ve rıza semasının iki derinliği; “mülheme” ve “zekiyye” de onun mukarrabînle alâkalı, zor idrak edilir iki diğer mertebesidir ve vâridâtı gibi bişareti de hem çok hem de dupdurudur.