4. Sabr fillâh ki; Allah yolunda kahr u lütfu bir bilme sabrıdır.. ve evvelkilere göre hem ağırlığı hem de derece farkı vardır.
5. Sabr maallah ki; maiyyet ve kurbiyet-i ilâhiyeye dair hususiyetleri itibarıyla, bulunduğu makamın esrarına riayetle beraber, Hak’la beraber olabilme sabrıdır.
6. Sabr anillâh ki; vuslata karşı dişini sıkıp dayanma azmidir ve hakikat âşıklarının sabrıdır.
Bunlardan başka bazıları, sabrı; başa gelen şeyler karşısında edebini bozmamak.. bazıları, iyi-kötü hâdiseleri tefrik etmemek.. bazıları, kendine rağmen yaşamak.. bazıları, kahr u lütfu aynı ruh hâletiyle karşılamak.. bazıları, Kitap ve Sünnet’le gelen mesajları Cennet davetiyesi gibi kabul etmek.. bazıları, Sevgili uğrunda cân-cânân her şeyi feda edebilmek şeklinde ifade etmişlerdir ki; hepsinin kendine göre birer mahmilinin bulunduğu söylenebilir.
Ayrıca sabredilecek herhangi bir mesele karşısında dişini sıkıp dayanana “sâbir”; sabretmeyi tabiatıyla bütünleştirmiş olana “mustabir”; sabır mevzuunda tam bir vicdan rahatlığına ermiş bulunana “mutasabbir”; bu hususta hiç zorlanma hissetmeyene “sabûr”; herkesin sabrettiği şeylerden daha ağırlarını göğüsleyebilecek babayiğite de “sabbâr” denir.
Bu arada işârî tefsirciler de, sabrı; Kur’ân-ı Kerim’in bazı âyetleriyle irtibatlandırarak şu kabîl yorumlarda bulunmuşlardır: اِصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا14 âyetinde اِصْبِرُوا ile insan nefsinin taate karşı sabrı, وَصَابِرُوا kelimesiyle maruz kalınan şeyler karşısında dayanılması, وَرَابِطُوا sözüyle de Allah’a karşı aşk u iştiyakın devam ettirilmesi.. veya اِصْبِرُوا ile sabr fillâh, وَصَابِرُوا ile sabr billâh, وَرَابِطُوا ile de sabr maallah.. yahut اِصْبِرُوا ifadesiyle nimetlere karşı duygu, düşünce istikameti, وَصَابِرُوا ile zorluk ve sıkıntılara katlanma azmi, وَرَابِطُوا ile de her şeye rağmen Allah’la münasebetin devam ettirilmesi kastedilmiştir.
Dipnotlar
- 14 “(Ey iman edenler!) Sabredin, sabırda yarışın ve cihad için daima hazırlıklı ve uyanık bulunun!” (Âl-i İmrân sûresi, 3/200)