İçeriğe geç

Murâkabe yolu, mürşid ve rehbere ihtiyaç hissetmeden, gidip Hakk’a ulaşan kestirme yolların en önemlilerindendir ve vilâyet-i kübrâ çeşnilidir. Bu yolun bahadırları, her zaman ve her yerde, acz ü fakr nâmeleriyle Cenâb-ı Hakk’a yönelebilir ve ihtiyaç tezkeresiyle halvethâneye alınabilirler. Bunlar, hayatlarının her anında tabiatı süzerken, Allah’ın kendilerini kontrol ettiğini hisseder ve her türlü ağyâr mülâhazasından uzaklaşırlar; eşyayı dinlerken de, O’nu söylemeyen bütün seslere karşı kapanır, O’na ait nağmeleri duymaya çalışırlar; varlığı konuşurken, O’nun güzelliklerini şakıyan bir bülbül olur ve O’nunla irtibatlandıramadığı her şeyi mâlâyanî sayar, onlara karşı da ebkem (dilsiz) kesilirler. Zaten, göz, O’nun görmesini, kulak O’nun işitmesini, dil de O’nun beyanını hatırlatmıyorsa, bu uzuvların birer et parçasından farkı yoktur. “Cenâb-ı Hak, Kendine ‘Basîr’ dedi ki, seni fenâlıklara karşı her zaman korkutucu.. O Kendine ‘Semî’’ dedi ki, dudaklarını fena şeylere karşı kapatıcı.. ve O Kendine ‘Alîm’ dedi ki, sana bildiğini bildirip, fesat düşüncesine karşı kararlı olasın.” diyen Hz. Mevlâna, murâkabeyi, fena duygu, fena tutku ve fena davranışlara karşı koruyucu bir sütre ve Cenâb-ı Hakk’ın hukukunu görüp gözetmede de biricik teminat saymaktadır.

Murâkabenin başlangıcı ve birinci merhalesi, Allah’ın hâzır ve nâzır olduğuna ve her hâlimize şahid bulunduğuna yakîn hâsıl edip, O’nun irade ve meşîetine kalben teslimiyetle, dileklerimizden daha çok, dileklerini kollayarak وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ رَقِيبًا“Allah her şey üzerinde rakîb ve gözetleyicidir.”2 ufkunda seyahat etmektir.

85