Muhabbet, Hakk’a nisbet edildiğinde ihsan, halka isnat edilince de baş eğme, söz dinleme, kayıtsız-şartsız inkıyad etme mânâlarına da hamledilmiştir ki, Râbiatü’l-Adeviyye’nin:
“Allah’a isyan edip durduğun hâlde O’nun muhabbetinden dem vuruyorsun.. kasem ederim bu anlaşılır gibi değil! Eğer muhabbetinde sâdık olsaydın O’na itaat ederdin; çünkü seven sevdiğine itaat eder.”2 sözleri, bu mülâhazayı ifade etme bakımından oldukça ehemmiyetlidir.
Muhabbetin iki önemli rüknü vardır:
1. Zâhirî ki; her zaman Sevgili’nin hoşnutluğunu takip etmektir,
2. Bâtınî ki; iç âlemini O’nunla alâkalı olmayan her şeye karşı bütün bütün kapamaktır. Hak erleri, muhabbet dediklerinde bu mânâdaki muhabbeti kastederler. Onlara göre, lezzet, menfaat, hatta mânevî hazlara karşı duyulan alâkaya muhabbet denmez; dense dense ona “mecazî sevgi” denir.
Ne var ki, muhabbet-i hakikî dahi olsa, Mahbub’a taalluku itibarıyla, herkeste aynı seviyede değildir:
1. Avamın muhabbeti, düşe-kalka bir muhabbettir ki, bunlar, Hakikat-i Ahmediye’nin (aleyhissalâtü vesselâm) gölgesinde ihsan rüyaları görür, mârifet şafaklarına dair emareler müşâhede eder ve yer yer ötelerden şahaplarla ürperir ve uzaktan uzağa hayret ra’şeleri duyarlar.
Dipnotlar
- 2 el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 1/386; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 69/118.