Azim, kastın ötesinde iradenin daha derince bir buududur. Ve aynı zamanda, tevekkül ve teslimiyet semasına yükselme yolunun da ilk basamağıdır. Kur’ân-ı Kerim, bu başlangıç ve sonu o kendine mahsus büyüleyici ifadeleriyle sadece dört-beş kelime içinde şöyle noktalar: “Bir kere de azmettin mi, artık Allah’a tevekkül ol..!”1 Bu ilk basamak tevekkülle aşılır ve teslimiyetle tesbit edilirse, tepeler dümdüz, düz yollar da bütün bütün pürüzsüzleşir ve insan havada uçuyor gibi gider maksuduna ulaşır.
Kast u azim, kendilerine mahsus derinliklerle, iradenin buudlarından iki buud ve onun önemli iki esasıdırlar. Uzun seyahatlere niyet etmiş her yolcu, mutlaka kast u azim menziline uğrayıp “vize” alma mecburiyetindedir. Bu menzilden vize aldıktan sonradır ki, gerçek yolculuk başlar. Hem de, kast u azim kanatları altında ve onlarla başlayan bir sırlı derinlik içinde… İrade murada inkılap edip onun içinde eriyince, birer proje ve taslaktan ibaret olan kast u azim de itibarî birer unvan hâline gelir ve silinir giderler. Hak dostu: “Her kim mükellefiyetlerinin üstünde, Allah’a vuslat arzusuyla şahlanırsa, Hudâ ona gelir.” der. Gelir de, onun gören gözü, işiten kulağı ve konuşan lisanı şeklinde tecellî eder.
Dipnotlar
- 1 Âl-i İmrân sûresi, 3/159.