İçeriğe geç

Sure-i Yusuf’un sıddîk kahramanı, mübarek ismine izafe edilen surede tam beş defa ihsan ehli olarak zikredilir ki;6 bu, yer-gök, dost-düşman, Yaratan-yaratılan herkesin, onun yakîn, muhâsebe ve murâkabesine şehadeti demektir.

Yusuf (aleyhisselâm) henüz genç bir tomurcukken, Allah onun ihsan şuuruna dikkati çeker ve “İşte Biz ehl-i ihsanı böyle mükâfatlandırırız.”7 buyurur. Hapishanede, şakî-said herkes onun düşünce ufkundaki derinliği, duruluğu ve ledünnîliği sezince, onu merci kabul eder, ona koşar, ona inanır, ona bağlanır ve “Haydi bize te’vil-i ehâdîsi bildir; bildir ki, Seni ihsan şuuruyla serfiraz görüyoruz.”8 der, problemlerini ona arz ederler.. girdiği her imtihanı başarıyla bitirmiş, dost-düşman herkesin sinesine taht kurmuş bu babayiğidi, Allah bir kez de, dünya karşısında tavrını değiştirmemesiyle takdir buyurur ve “Rahmetimizi dilediğimize nasip kılar ve ihsan şuuruna erenlerin ecrini zâyi etmeyiz.”9 der ve ilâhî teminatını ihtarda bulunur.. o güne kadar kalbleri her zaman, ona karşı kıskançlıkla atan kardeşleri, gün gelip de haset atmosferinden sıyrılabildiklerinde “Doğrusu, biz seni ihsanla bütünleşmiş kimselerden görüyoruz.”10 diyerek ona, kapalı da olsa tarziyede bulunur ve sadakatini itiraf ederler.

Ve, nihayet Hz. Yusuf (aleyhisselâm), olgunlaşmış, itminana ulaşmış bir insan olarak, bunca şahidin yanında, mazhar bulunduğu ilâhî lütuflara bir de kendi şehadet eder ve “Doğrusu kim Allah’tan korkar, takva dairesinde yaşar ve her çeşidiyle sabrı temsil edebilirse, Allah da, böylesine ihsana ermişlerin ecrini zâyi etmez.”11 der, tahdis-i nimette bulunur.

46