İçeriğe geç

Kabz u bast; itibarî bir mahiyeti olan insan iradesinin nisbî tesiri bir yana, Allah’ın elindedir. Ve “Allah hem kabz eder hem de bast eder.”1 Bütün varlık, O’nun kabza-i tasarrufunda olduğu gibi, semalardan insanın kalbine kadar her şeyi dilediği zaman evirip çeviren de O’dur. “Kalb, Hazreti Rahmân’ın parmakları arasındadır ve onu hâlden hâle çevirir ve istediği şekli verir…”2 Peygamber (aleyhi ekmelüttehâyâ) sözü de bunu hatırlatmaktadır.

Allah, dilediği zaman kalbleri öyle sıkar, öyle ihtiyaçlara boğar ki, artık O’ndan gayrı kimse o ihtiyacı gideremez.. ve istediğinde de onlara öyle genişlik ve inşirah verir ki, gayrı hiçbir şeye ihtiyaç hissetmezler.

Kabz celâlî, bast cemalîdir; birinde “vahidiyet” sırrıyla azamet ve ululuk, diğerinde de rahmet ve tecellî-i tenezzül nümâyândır. Birinde, zerreden sistemlere kadar bütün varlığı elinde tesbih daneleri gibi çeviren kudretin ürperticiliği; diğerinde, bu ezip geçen akıl almaz büyüklüğün, bu her şeyi iki büklüm eden müthiş ceberûtun hayret ve dehşetiyle tir tir titreyen ruhlara “üns” esintileri hâlinde iltifat ve okşayıcılığı söz konusudur.

Ne var ki, herkes bu tecellî ve bu iltifatı aynı seviyede duyup hissedemez. Zira kabz ve bastın tecellîleri biraz da şahısların sinelerinin genişlik ve darlığıyla mebsûten mütenasip (doğru orantılı) tecellî eder. Evet, bir avamın, iç sıkıntısı veya gönül inşirahı şeklinde hissettiği şeylerle; gözleri verâlara aralanmış, kapı aralığından hep gözetlenip durduğu şuurunda olan, heyecan ve endişe dolu hüşyâr bir kalbin, yerinde inbisat ve neşe, yerinde de endişe ve burukluğu elbette ki bir değildir.

211