Mürîdle irade arasında bir alâka vardır ama, bu daha çok bir iştikak alâkasıdır. Sebeplerin, sathî akıllar nazarında, ilâhî izzet ve azamete perde olması gibi, izâfî bir varlık sayılan insan iradesi de فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ“Dilediğini dilediği gibi yapan”2 Zât’ın iradesinin gölgesinin gölgesidir. Gölge asla tâbi olduğu gibi, yaratılan iradeler de yaratıcı iradeye tâbidirler. Gölgede vehmedilen parlaklık, canlılık ve câzibenin, aynalara akseden suretlerin parlaklık, canlılık ve câzibesinden farkı yoktur… Ne var ki, yolun başındakiler için bunu anlayıp kavramak pek de kolay değildir.
Mürîd, iradesini Mutlak İrade’yle irtibatlandırıp murad ufkuna ulaşacağı ve bedenden ruha, cisimden kalbe, düşünceden vicdana yükseleceği ana kadar, kat’iyen “fark”tan kurtulamaz.. kurtulamaz da, iradeyi ayrı, irade edeni ayrı ve muradı da hep ayrı görür. Evet, hak yolcusu, yolun başlangıcında mürîd, nihâyetinde murad.. kulluğu tabiatına mâl etme gayreti içinde mürîd, Hak’la münasebetlerin, fıtratın ayrılmaz bir yanı hâline geldiği noktada murad.. sevilip-arzu edilme yollarını araştırma faslında mürîd, her şeyde O’ndan bir kısım izler görüp sevgi ve mârifet arası gelip-gittiği ve bu geliş-gidişiyle zevk-i ruhanî kanaviçesini ördüğü zaman da muraddır.
Dipnotlar
- 2 Bürûc sûresi, 85/16.