Ayrıca, ömrü kısa, iktidarı az, tâlip olduğu şeyler çok pahalı ve birleri bin etme mecburiyetinde olan bir mü’minin maruz kaldığı hastalıklar, yolunu kesen sıkıntılar, mübtelâ olduğu acılar, elemler gidip hüzünle buudlaşınca, günahları silip süpüren öyle bir iksire dönüşürler ki, insan bu sayede muvakkati ebedîleştirir, damlayı deryalaştırır ve zerreyi de güneş hâline getirebilir.. evet böyle bir hüzün ağında geçirilen ömrün peygamberâne bir ömür olduğu söylenebilir.. ve bu açıdan da, hayat-ı seniyyelerini hep hüzün televvünlü geçiren İnsanlığın İftihar Tablosu’na –o tabloya canlarımız feda olsun!– “Hüzün Peygamberi” denmesi ne kadar mânidardır! 2
Hüzün, insanın kalb mekanizmasını, duygular âlemini gaflet vadilerinde dağınıklığa düşmekten koruyan bir sera, bir atmosfer ve Hakk’a bağlılıkta cebrî bir çeper, dolayısıyla da cebrî bir konsantrasyon yoludur. Öyle ki, hüzünlü sâlik, bu cebrî teveccüh sayesinde, başkalarının mükerrer “erbaîn”lerle elde edemeyecekleri kalbî ve ruhî hayat mertebelerini, bu yolla en kısa zamanda elde edebilir.
Cenâb-ı Hak, kılığa, kıyafete, şekle değil; kalblere, kalbler içinde de mahzun, mükedder ve kırık kalblere nazar buyurur, onları maiyyetiyle şereflendirir ki: أَنَا عِنْدَ الْمُنْكَسِرَةِ قُلُوبُهُمْ“Ben kalbi kırıklarla beraberim.”3 sözü de bu mânâyı ihtar etmektedir.
Süfyan b. Uyeyne: “Allah bazen, mahzun bir kalbin ağlamasıyla bütün bir ümmete merhamet buyurur.”4 der. Zira hüzün, her zaman kalbin samimiyet yanlarında göğerir ve insanı Allah’a yaklaştıran davranışlar arasında, hüzün kadar fahre, riyaya, süm’aya kapalı bir başka davranış yok gibidir.
Dipnotlar
- 2 Bkz.: et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 22/156; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 2/155.
- 3 es-Sehâvî, el-Makâsıdü’l-hasene 1/169; el-Münâvî, Feyzu’l-kadîr 2/69. Benzer rivayetler için bkz.: el-Beyhakî, ez-Zühd 1/162; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 2/364, 6/177.
- 4 el-Kuşeyrî, er-Risaletü’l-Kuşeyriyye s.139.