İçeriğe geç

“Yer yer cemalini gösterir ve tamamen görünmeden de hemen saklanırsın! Böylece kendi pazarını kızıştırır bizim de ateşimizi artırırsın. Ben gönlümü kaptırdığım (sevgiliyi) perdesiz görünce bana bir hâl olur. (Bir hâl olur ki) yolumu yitiririm. Kâh olur sevgili (sinemde) ateş yakar; kâh olur bir serpinti ile onu söndürür. Onun içindir ki, beni, hem yanıp kebâb olmuş, hem de (deryalarda) boğulmuş görürsün.” sözleriyle, sâlikin ateş ve şürb hâlini ifadesi, dehşet ve hayret mûsıkîsiyle seslendirilmiş gibidir. Bir başkasının:

اَزْ ﴿سَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ﴾ جُمْلَه ابْرَار مَسْتْ
دَرْجَمَالِ لَا يَزَالِي هَفْتُ و پَنْجُ و چَارْ مَسْتْ

“Bak gör,سَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ’dan bütün ebrâr oldu mest, o lâyezâl cemalinden yedi, beş, dört oldu mest.”2 sihirli beyanlarıyla onları sürekli mest ü mahmûr göstermesi, değişik zaviyeden ve ayrı bir yaklaşım…

Hak yolcusu, dehşet ve hayret vadilerinde dolaşırken, kalb balansı iki âleme göre ayarlanmamışsa, yani duygular, hâlin enginliklerinde pervâz ederken, mantık ve muhâkeme mişkât-ı nübüvvetle irtibatlı değil ve seyahat, Hakikat-i Ahmediye (aleyhi ekmelüttehâyâ) zıllinde sürdürülmüyorsa, bîhûş olmak, muvazeneyi kaybetmek, şaşkınlığa düşmek, dolayısıyla da ruh-u şeriata muhalif söz ve davranışlarda bulunmak kaçınılmaz olur.

زَنَانِ مِصْرِي بَهَنْگَام جِلْوَهِء يُوسُـف
زِ رُويِ بِي خُودِي اَزْ دَسْتِ خُودْ بَبَرِيدَند
مَقَررَسْـت كِه دِل پَاره پَاره مِيكَرْدَنْد
اگَر جَمَالِ تُواَى نُورِ دِيدَه مِي دِيدند،
زِ خُوبي تُو بَهَر جَا حِكَايَتِي مِي گُفتَند،
حَدِيثِ يُوسُفِ مِصْرِي فُسَانه اِي بَاشَد
208