Evet, insan iradesiyle aşılması imkânsız gibi görünen çok uzun mesafeler, çok baş döndürücü irtifâlar, Hakk’ın cezbedip yükseltmesiyle, miraç gibi, bir hamlede, bir nefhada gerçekleşiverir. Bu mânâya işaret içindir ki, bir mübarek sözde şöyle denmiştir: جَذْبَةٌ مِنْ جَذَبَاتِ الرَّحْمٰنِ تُوَازِي عَمَلَ الثَّقَلَيْنِ“Hazreti Rahmân’ın cezbelerinden tek bir cezbe, ins ü cinnin amel(leriyle elde edilen kurbete) denktir.”3
Hakk’ın cezbiyle ruhlarında, iman-islâm-ihsan esrarını duyan münceziplere “Üveysî meşrep” denir ki, bunların bütün duygu, düşünce, hissiyat ve davranışları, o kudsî cezbe ile müncezip olmaları sayesinde hep istiğrak ve hayret içinde geçer.
Bazen de, cezbe ile, riyazet ve ibadet arasında “devir” gibi bir “salih daire” teşekkül eder; hak yolcusu, ibadet ve riyazeti ölçüsünde cezbe ile taltif edilir ve cezbesi nisbetinde de kendini riyazet ve ibadete verir. Şer’î kıstaslar ibresinin gösterdiği istikamette hareket edildiği sürece de, bu alışveriş ve bu doğurgan teselsül devam eder. Aksine, Mişkât-ı Muhammed’in (aleyhi ekmelüttehâyâ) nur-efşân ikliminden uzaklaşıldığı ölçüde de, çeşit çeşit iltibaslar baş gösterir, laubalilikler zuhur eder ve şer’î mükellefiyetlerin hafife alınması gibi zulmanî hâllerle karşılaşma “fasit daire”leri içine girilir.
Her şeyden evvel cezbe bir istidat ve bir ilk mevhibedir. Allah’ın bu ilk cebrî atâsı olmadığı takdirde, hak yolcusu, mücerred riyazet, ibadet ve tasfiye ile ne o cezbeyi elde edebilir ne incizaba erebilir ne de “ism-i Vedûd”dan süzülüp gelen ışıkla, kâinat çehresindeki cezb u incizab dalgalanmalarını görüp anlayabilir.. ve böyle birisine, “hiçbir şey değil” denmesi doğru olmasa bile, ciddî bir şey olduğunu söylemek de oldukça zordur.
Dipnotlar
- 3 Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb 4/142; el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 1/397.