Ruh, kendi zatında maddî kılıfı olan ceset gibidir. Mânevî kılıfı da, âdeta misalî bedendir. Ehlullah temessül ettiği zaman, bu ikinci bedeniyle aynı anda beş on yerde görülebilir. Meselâ onları hapishanedeyken, sabah namazında camide ve aynı zamanda Kâbe’de tavafta görebiliriz. Abdülhamid Cennetmekân Hazretleri hiç hacca gitmediği hâlde, onu hacda gördüklerini yeminle söyleyenler vardır. Hatta, “Geldi ve şu evde kaldı.” diyenleri dinlemiştik. Halkımız arasında, “Falan muharebede, falan veli gelip yardımda bulundu.” şeklinde çok hâdiseler de anlatılmaktadır. Uzağa gitmeye gerek yok; Kıbrıs çıkartmasında falan veli zatın, pilotun yanına oturup, “Evlâdım, bombaları şuraya, şuraya bırak.” diye rehberlik ettiği söylenir. Fakat, hakikî vücutları nerede ise, nerede kendinden geçip vücud-u mevhibe-i Rabbaniyeyi kazanmış, latîfeleşmiş ve incelmiş ise, kendileri gerçekten oradadır. Bunun dışında misalî bedenleriyle, aynalar içinde görülen misalî şekiller gibi değişik yerlerde görülebilirler. Ehlullahtan ‘abdal’ sınıfı içinde bulunanlar, şu anda diyelim camidedirler; ama aynı anda, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzurunda bulunurlar. Kâbe’dedirler, ya da bir yerde irşadla meşguldürler. Farkına varılsa, el atılsa, eliniz bellerinden öbür tarafa geçiverir. Çünkü elinizin değdiği, ne onların asıl vücududur, ne de ruhlarıdır; belki, akıcı ve ruha kılıf olmuş misalî bedenleridir ve onlar temessül hâlindedirler.
Güneş bile bir yönüyle maddî olduğu hâlde, bir iken binlerce yerde temessül etmekte ve görünmektedir…